En sinsi hastalık

OYA ÖZDİLEK
12/08/2001
  • Başlarken...
    Yüksek tansiyon ciddiye alınması gereken, önemli bir sağlık sorunu. Öncelikle çok yaygın. İlerleyene kadar belirti vermediği için hastaların yarısı durumlarını bilemiyor. Farkında olanların yarısı, başta ihmal olmak üzere çeşitli nedenlerle tedavi olmuyor... Sürekli rahatsızlık yaratan bir durum olmadığı için genellikle tedavi yarım bırakılıyor...
    İşte bu hastaların bir bölümü, günün birinde bir hastanede,'acil tedavi' için sıra bekleyecek. Yakınları, "Tansiyonu yoktu ki! Nereden çıktı bu ani beyin kanaması?",
    "Hiçbir şikâyeti yoktu. Birden kalp krizi geçirdi", "Evet, bir ara tansiyonum yüksek diyordu ama ilaç almıyordu. Demek felç geçirecek kadar ciddiymiş" diyecek.
    Evet, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon, zaman içinde, neden olduğu damar sertliği yoluyla, en önemli organları; beyni, kalbi, böbrekleri tahrip ediyor...
    Oysa, hipertansiyonun teşhisi de, tedavisi de oldukça kolay... Yeter ki, tansiyonumuzun yüksek olduğunu bilelim ve önemseyelim, tedaviyi aksatmayalım.
    Bu dizide amaç, hipertansiyonu çok yakından, detaylarıyla anlatabilmek...
    Nasıl bir hastalık olduğunu, nelerin sebep olabileceğini, nasıl kontrol altına alınabileceğini, kontrol altına alınmazsa ne gibi komplikasyonların gelişebileceğini ve tedavisinin nasıl yapıldığını aktarabilmek...
    Amerika'da yüksek tansiyon alarmı, Amerikan Kalp Enstitüsü'nün ünlü hipertansiyon diyeti DASH, gebelikte ve alternatif tıpta hipertansiyon gibi alt konular da var dizide.
    Bilgilerin büyük bölümünü, İstanbul
    Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi, iç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Ferruh Korkut verdi...
    ***
    İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Ferruh Korkut, toplum sağlığını tehdit
    eden hipertansiyonla ilgili soruları yanıtladı:
    Hipertansiyon nedir, niye olur?
    Hipertansiyon aslında, atardamar içindeki (arter) kan basıncının yükselmesi, ama hepimiz tansiyon yükselmesi deriz. Atardamarı kastederiz aslında. Bunun normal sınırları var elbette. Dünya Sağlık Örgütü'nün hipertansiyon tanımlamasına göre, yetişkin bireylerin normal kan basınçları, büyük tansiyon (sistolik) 140 milimetre cıvanın altında (140 mm/Hg), küçük tansiyon (diastolik) 90 milimetre cıvanın altında (90 mm/Hg) olmalıdır... Bir de sınırda hipertansiyon var. Normalle yüksek arası tansiyon anlamında. Sınırdaki kan basınçları da büyük 140-159 mm/Hg, küçük 90-94 mm/Hg'dir. Bu grup şu yönden önemlidir: Bunlar daha sonra hipertansiyonlular grubuna kayacaklardır. Zaten zaman zaman da hafif hipertansiyona kayıyorlardır.
    Yüksek tansiyon sınırları
    Yüksek tansiyona gelince... Büyük, 160 mm/Hg'den, küçük 95 mm/Hg'den yüksek olduğu zaman, hipertansiyon hastası diyoruz.
    Bir de oynak tansiyon var galiba.
    Tabii, buna labil (oynayan) hipertansiyon denir. Kan basıncı zaman zaman yükselen durumlardır. Ve çoğunlukla hipertansiyonlu hastaların erken dönemlerinde görülür.
    Peki onlar da tansiyon hastası mı?
    Bu gibi kişiler bir müddet sonra zaten yüksek tansiyon grubuna geçiş yapabilir. Bu yüzden kontrol altında olmaları, mesela yaşam biçimlerini değiştirmeleri gerekiyor.
    Sık sık, 'Çok sinirlendim, tansiyonum çıktı', ya da 'Öfkeden kan beynime sıçradı' lafını duyarız. Bunların dayanağı var mı?
    Bunlar heyecanlı, en ufak şeyde heyecan duyan insanlardır. Çabuk heyecanlanan, öfkelenen, endişelenen kişilerdir. Duygusal durumları son derece hassastır, çok alıngandırlar. Herkes çeşitli olaylar karşısında heyecan duyar ama bu kişilerinki çok abartılı olur. Normal tansiyonlular da heyecanlanır elbette, ama aralarında duygusal bakımdan şiddet farkı var.
    Diğer insanlar da heyecanlanınca tansiyonları yükseliyor ama değil mi?
    Tabii. İnsanlar zannetmesinler ki, işte ideal tansiyon 12/8'se, tansiyonları hep 12/8'de kalıyor. Yüksek tansiyonlu olsun ya da olmasın, kan basıncı 24 saat boyunca devamlı değişiklik gösterir. Tansiyon günün şartlarına göre oynar, sabit bir parametre değildir. Kan basıncı vücudun ihtiyaçlarına göre de değişir. Açlık halinde farklıdır, tokluk halinde farklıdır, sinirlenince, öfkelenince, trafikte, koşarken, merdiven çıkınca, gerginlik halinde, ağır egzersiz yapınca, ağır bedensel eforlardan sonra veya sırasında kan basıncı yükselir.
    Ekonomik sıkıntılar da insanların kan basıncını yükselten bir faktör olarak görülebilir. Sosyal olaylarda, depremler, sel baskınları gibi toplumsal gerginliklerde hep tansiyon yükselir. Ama yine de normal sınırlar içindedir. Otomobil kullanırken de tansiyon yükselir, ama kısa bir süre sonra normal düzeye iner. Ama kimilerininki normal oluyor, kimilerininki hastalık. Aradaki fark ne?
    Kan basıncı normal olan insanda, çıkan tansiyon çok çabuk normale dönüyor. Kısa zamanda iniyor. Halbuki örneğin, kan basıncı sınırda olanların tansiyonları yükseldiği zaman, yüksekliği saatlerce sürebiliyor. Keza tansiyonu olanların da öyle. Tansiyona eğilimli olanlarda veya zaten tansiyonu olanlarda, duygusal değişiklikler sırasında kan basıncı hem daha yükseklere çıkıyor, hem de bu yükselme uzun süre devam ediyor. Yani orada uzun süre kalıyor ve bu yüzden de zarar verici oluyor. Diğerlerinde ise bedensel gereksinme ortadan kaybolduktan sonra tansiyon yine normale iniyor.
    Yani normalde de kan basıncı değişken. Zaten değişken olmasa yaşam olmaz. Yaşamın bütün biyolojik parametreleri değişkendir. Kalp, nabız sayısı, zihinsel aktivite, solunum sayısı da değişkendir. Canlılık değişkenliktir...
    Tansiyonları yükselip o seviyede kalan insanların, diğerlerinden farkları nedir?
    Bu insanlar çok hassas. Onlarda katekolamin salınması daha fazla oluyor. Yani vücutta daha çok katekolamin salınıyor ve süratle kana karışıyor. Bu katekolaminlerin, yani adrenalin ve noradrenalinin kandaki düzeyi yükselince, bir taraftan, atardamar sisteminin değişik bölgelerinde geçici büzülmelere (vazokonstriksiyon) neden olur. Diğer taraftan, kalp atım dakika sayısını, yani nabzı artırırlar ve aynı zamanda kalbin kasılma gücünü artırırlar. İşte bu nedenlerle, kan basıncının artmasına yol açılır. Böyle emosyonel bakımdan hassas, duygusal, ki bunlar telaşlı, alıngan, çabuk endişelenen, çabuk korkan, kolay üzülen kişilerdir, bu insanlarda, tansiyon daha sık ve daha kolay yükseliyor. Ama bunlar ille de ileride hipertansiyon hastası olacak diye bir şey de yok. Sadece o sırada yükseliyor tansiyonları. Ama başka bir şey var elbette: O da, tansiyonu yüksek olanların, daha heyecanlı, daha emosyonel oldukları. Bunlar daha kolay strese girerler, daha çabuk öfkelenirler, daha çok gerginleşirler.
    Şu yaşadığımız sıcak günlerde sürekli hipertansiyonu ve kalp hastalıkları
    olanlara uyarılar yapılıyor...
    Sıcak nemle birleşince, dolaşım sisteminin yükünü artırır, yani dolaşım sistemini zorlar. Bu olumsuz etki, özellikle yaşlılarda veya tansiyon hastalık süresi uzun olanlarda daha çok kendini gösterir. Bu durum, hipertansiyonlu, orta veya yaşlı hastalarda daha risklidir. Çünkü bunların dolaşım sistemleri zaten zorlanmıştır, zaten yükü fazla insanlardır ve aynı zamanda damar sertliği de mevcuttur.
    Sıcakta, dolaşımın yükü artar
    Yaşları ve hipertansiyonları gereği, çeşitli derecelerde damar sertlikleri vardır. Damarlar esnekliğini kaybetmiştir. Sıcakta ise dolaşım sistemine daha çok yük biner, tansiyon daha da yükselebilir. Ve bu durum da, enfarktüs veya inme gibi olaylara zemin hazırlayabilir. Hocam, eskiden yüksek tansiyon daha çok yaşlılara özgü bir hastalık olarak bilinirdi. Ama son yıllarda, değişik yaş gruplarından hipertansiyonla ilgili vakalar duyuyoruz. Genç, ama mesela, yüksek tansiyondan dolayı beyin kanaması geçirmiş olanlar var.
    Gençlerde hipertansiyon görülme oranı arttı diye bir şey yok. Sadece sağlık taramaları sıklaştığı için, bu oran artmış gibi görünüyor. Ama şöyle bir şey var, hipertansiyon, kadınlarda belli bir yaşın üzerinde, menopozdan sonra (55 yaş civarında), erkeklerde de 40'lı yaşlarından sonra, daha sık görülmeye başlandı. Çünkü şehirleşmeyle beraber, yaşam biçimi de değişti. Sedanter hayat tarzı başlıyor, günlük yaşamdaki bedensel hareketler azalıyor, stres artıyor, zamana karşı bir mücadele başlıyor... Ayrıca beslenme biçimleri de değişti. Daha çok, yağ, protein ve tuz (fastfood'lar tuzlu ve yağlı besinler) ağırlıklı beslenmeye geçildi. Buna bağlı olarak, şişmanlık arttı. Şişmanlık ve strese bağlı olarak da belli bir yaşın üzerinde yüksek tansiyon vakaları arttı.
    Hipertansiyona ne sıklıkla rastlanıyor?
    Hipertansiyon, aslında, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli halk sağlığı sorunu. Erişkin nüfusun yaklaşık beşte birinde mevcut. Ayrıca hipertansiyonlu hastaların yaklaşık yarısı, hiçbir belirti göstermiyor, yani 100 hipertansiyonludan yarısına yakın kısmı, hiçbir şikâyeti olmadığı için, tansiyonlu grubuna dahil edilmiyor. Bu bakımdan, hipertansiyon sinsi seyreden bir hastalık konumunda.
    Ne oluyor bu insanlara sonra? Şikâyetleri yok, hep böyle mi gidiyor?
    Hasta kendisini tamamen sağlıklı hissediyor. Zaten bu hastaların çoğu, tesadüfen bir kan basıncı ölçümü yapıldığı zaman mesela, tansiyonları yüksek çıkınca, kabul etmezler,
    inanmazlar. 'Alet bozuktur' ya da 'Doğru ölçemedi' derler. Birkaç farklı doktora ya da sağlık merkezine gidip ölçüm yaptırırlar. Çünkü gerçekten hiçbir şikâyetleri yoktur. Bizde ayrıca, insanlar şikâyetleri olmadıkça zaten doktora gitmezler. Onların hastalıkları da işte böyle gözden kaçmış olur ve tedavisiz kalırlar. Oysa tıbbi bakımdan, yani hekimlik açısından, hipertansiyon, kolay tespit edilebilir ve çoğunlukla da kolay tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doktora görünürse eğer, teşhisi ve tedavisi kolay. Ya görünmeyenler?
    Tedavisiz bırakıldığında, çoğunlukla sakat bırakıcı veya öldürücü komplikasyonlar geliştiren bir hastalık. Örneğin felçler, miyokard enfarktüsü, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi rahatsızlıklar gelişebilir. Hipertansiyonla ilgili bir de çok ilginç bir şey var. Hani toplumdaki insanların beşte birinin hipertansiyonu vardı ya, işte bu hipertansiyonlu kesimin yarısı, hipertansiyon tanısı konmadan, dolayısıyla da tedavi edilmeden dolaşıyor ortalıkta. Hiçbir şikâyetleri de yok zaten. Bunu daha önce söyledik. İlginç olan, bu hipertansiyon tanısı konanların, yani hastalığını bilenlerin de sadece yarısının tedavi ediliyor olması. İhmal, cehalet, doktordan kaçmak veya ekonomik sorunlar, sağlığa önem vermemek gibi nedenlerle, bunların yarısı hiç tedavi görmüyor.
    Tedavi yarım bırakılmamalı
    Bu durum başka ülkeler için de geçerli. Şimdi, hipertansiyonlu olup bunu bilenlerin yarısının da tedavileri kontrolsüz kalıyor. Ya ilacı bir alıyor, bir almıyorlar, ya alıp da kontrole gitmiyorlar, ilaç ya da doz değişikliği gereğinden habersiz yaşıyorlar. Bir tansiyon ilacı verilince, bu hep aynı kalacak sanıyorlar. Daha bitmedi! Kontrol altında olduğu bilinenlerin yarısı da, etkili tedavi görmüyor. Ya hekim konunun uzmanı değildir, ya hastayı yeteri kadar tanımıyordur, ya da başka nedenlerle, kişi kendine uygun bir tedavi görmüyor. Sonuçta, yüksek tansiyon hastalarının sadece yüzde 12.5'i etkili tedavi görmüş, tansiyonu kontrol altına alınmış oluyor.
    Peki, yüksek tansiyon tedavi edilmezse ne gibi komplikasyonlar olabilir?
    Yüksek tansiyon kendi seyrine bırakıldığı veya tedavi tam ve doğru yapılmadığı zaman,
    atardamarlarda (arter) damar sertliği yapmak suretiyle, başlıca üç hedef organda ciddi rahatsızlıklara yol açar. Birinci organ kalp. Kalpte koroner kalp hastalığı, miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ve kalp yetersizliğine neden olabiliyor.
    İkinci hedef organ beyinde, değişik beyin enfarktüsleri ve beyin kanamaları yapabilir. Halk arasında bunların ikisine de inme denir. Oysa beyin enfarktüsünde damar tıkanıyor ve beslediği alandaki beyin dokusu tahrip oluyor.
    Beyin kanamasının farkı
    Beyin kanamasında ise damar yırtılıyor ve beynin içine kan yayılıyor. Tansiyondan zarar gören üçüncü önemli organ ise aort atardamarı ve ona bağlı büyük dallardır. Yüksek tansiyon, aortta (ana atardamar) göğüs veya karındaki bölümlerinde anevrizmalara (balonlaşma) ve dolayısıyla da yırtılmalara yol açarak, ani ölümlere neden olabilir. Bundan başka, orta büyüklükteki bacak atardamarlarında hasar yaparak, bir veya her iki bacağın kansızlaşmasına, hatta ileride kangrenleşmesine yol açabiliyor.
    Böbrekleri de kötü etkiliyor galiba...
    Elbette. Hipertansiyon ileri dönemlerinde böbrek arterlerinde de değişik derecelerde harabiyet yaparak, böbrek dokusunun bozulmasına ve nihayet böbrek fonksiyonlarının yapılamayacağı böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ayrıca böbrek anadamarlarında da değişik derecelerde darlıklara sebep olarak, böbreklerin kansızlaşmasına ve daha sonra bozulmasına yol açabilir. Yani böbrek yetmezliği gelişebilir.
    ***
    Prof. Dr. Ferruh Korkut
    Prof. Dr. Ferruh Korkut, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1963 yılında mezun oldu. 1968'de İstanbul Üniversitesi
    İstanbul Tıp Fakültesi iç hastalıkları uzmanlığına başladı. 1982'de kardiyoloji uzmanlığını tamamladı. 1984'te kardiyoloji doçenti ve 1989'da kardiyoloji profesörü oldu. 1986-1988 arasında İstanbul Tabip Odası Başkanlığını yaptı. 1989-2000 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Kalp Damar Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Müdürlüğü görevinde bulundu. Halen İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı'nda öğretim üyeliği görevini sürdürüyor.
    ***
    İnme 'Geliyorum' der, önlenemez
    Sürekli sinirlilik hali sergileyen yüksek
    tansiyon hastalarının, inme (felç) riski altında oldukları, yeni bir araştırmayla bir kez daha belirlendi. İsveç'te Göteburg Üniversitesi Gerontoloji Araştırma Merkezi'nden bilim adamları, yüksek tansiyon hastalarının sinirlenmeden önce, sağlıklarıyla ilgili olarak düşünmeleri gerektiğini hatırlattı.
    İnsanın sinirlenmeyi engelleyebileceğine, fakat 'Geliyorum' diyen inmeyi önleyemeyeceğine işaret eden uzmanlar, bilerek inme riskini davet etmenin anlamsız olduğunu söylüyor.
    Asabi insanlar kızarıyor ve terliyor. Uygulanan testlerde bu bulgular saptanmış. Aksi tutumlarını giderek artıran insanlarda inme riski gittikçe yükseliyor.
    Sinirlerine hâkim ol!
    60'lı yaşların sonunda bulunan, 300'ü yüksek tansiyon hastası, 500 denek üzerinde araştırma yapılmış. Sinirlenme sırasında, hastaların tansiyonunun daha da arttığı ve bunun inme riskini her zamankine göre yükselttiği tespit edilmiş. Stresin, kalp hastalığı riskini artırdığının bilindiğini kaydeden bilim adamları, yüksek tansiyonu çok az düşürmenin bile, inme riskini azalttığına işaret ediyor. Konuyla ilgili araştırma raporu, Amerikan Kalp Kuruluşu yayın organında yer aldı.
    YARIN: Hipertansiyon nedenleri
  • BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU