'Sokak kızlarından' Nazan Öncel'e doğumgünü hediyesi

BAHAR ÇUHADAR
06/02/2016

RADİKAL - 12 yaşındayım. Benden büyük bir kuzenimle o zamanların Ankara’sının Maltepe Pazarı’nda dolanırken bir kaset tezgahına yanaşıyoruz, “Nazan Öncel var mı?” diye soruyor kuzenim. “O kim ya” diyorum, “Bak, çok güzel” diyor. Peki. Elimizde ‘Bir Hadise Var’, eve dönüyoruz. Kıvırcık saçlı bir kadın, böyle alttan alta yanık bir sesle “Havada kar sesi olsa, odamda senin… Bir hüzünlü şarkı çalsa, zaman dursa… Bir sen, bir ben, bir aşk olsa… Nokta nokta…” diyor. Galiba daha önce duyduğum Türkçe sesli hiçbir şeye benzemiyor. Önümde kocaman bir hayat uzanıyor, âşık olma ihtimali ne güzel, bu kadın ne acayip, “Gitme Kal Bu Şehirde’ derken, ben daha o yaşımda nasıl da kahırlanıyorum. 12 yaşındayım ve üzerinde ‘Bir Hadise Var’ yazan o kasedin her tınısında kalbimden vuruluyorum!
Sonra peşini hiç bırakmıyorum o kadının. Büyüyorum, boyum uzuyor, gözlerimi dünyaya açıyorum kocaman, hayaller kuruyorum, öğreniyorum, âşık oluyorum, “Herkesin olmam gerektiğini söylediği gibi olmasam, ne gam!” demelere başlamışken ben; o, ‘Korkma, ölmez aşktan insan’, ‘İlle de dillere düşeceğiz, taze bahar dalları gibi çiçekleneceğiz’ demeye başlıyor.

‘Göç’ geliyor üstüne, Nazan Öncel’in en kıyak albümü bir sürümüz için. Şu hayata sadece ‘Gidelim Buralardan’ı vermesi bile yetermiş de artarmış bile zaten. Ama meğer daha ‘Sokak Kızı’ varmış sırada, biz ‘gecelerin de sokakların’ da bizim olduğunu haykırmak üzere büyürken, o bize ‘sokak kızı’ olmanın erdemini anlatmış bile. Gerçek aşk acısı ne menem bir şeymiş, gerçekten anlamaya başlamışken ‘Geberik’ yetişecekmiş imdada...
Biraz daha büyüdüğümüzde kendimizden geçip danslar ederken, "Napcaz şimdi, yatcaz şimdi!" diye kahkahalarla haykırıp dalgamızı geçelim diye ‘Erkekler de Yanar’ı yapmış.

Sıra ‘Demir Leblebi’ye geldiğinde koca bir ülkeye meydan okuyor, Nazan Öncel. "Sıkıyorsa kalkıp biri bir şey söylesin!" "Dokuz yaşında bir kız çocuğu hayatı nasıl tanımıştı", "kadın, hem de kötü kadın" nasıl olunurdu… Yıllardan 1999’du, Nazan Öncel hepimize “Yiyorsa anlatayım” diyordu adeta. Bir de cilası vardı: ‘Sokarım Politikana!’
Evet, ‘Demir Leblebi’ albümü sertti, öfkeliydi, karanlıktı ama ‘Âşıklar Parkı’nda beklemekten helak olmuş kadınlara, "Hadi kızım kalk git evine, zıbar!" demeyi de ihmal etmiyordu.
Hayat, Nazan Öncel’in 'suç ortağı' oldu hep; ‘Yan Yana Fotoğraf Çektirelim’, ‘7’n Bitirdin’, ‘Hatırına Sustum’, ‘Hayvan’, ‘Bazı Şeyler’ ile devam eden bir suç ortaklığı... "Ceylan gibi avlanan" küçük kızı, Gezi Direnişi’nde sokaklara dökülenleri, "içinde koca dertlerle dolananları" hiç yalnız bırakmadı. 

Bugün, 6 Şubat, Nazan Öncel’in doğumgünü. (Doğumgününü garajistanbul sahnesinde vereceği konserle kutlayacak.) Ona büyük bir teşekkür borcum vardı. Aşkı, kadınlığı, başınabuyrukluğu yücelttiği; bana kimseye benzememe, yüksek sesle kahkaha atma özgürlüğü, ‘Sokarım Politikana’ deme, ‘Ben sokak kızıyım!’ diye bangır bangır bağırma cesareti verdiği, büyürken elimden tuttuğu için...

Benzer şeyler hissettiğini tahmin ettiğim kadınları düşündüm. “Nazan Öncel’e bir doğumgünü hediyesi hazırlayalım mı?” diye çaldım kapılarını. Ece Temelkuran, Seray Şahiner, Aylin Aslım, Cey’lan Ertem, Gonca Vuslateri, Elif Key, Selen Uçer, Göksel, Feride Çetin, Sinem Dönmez, Kamucan Yalçın, Seren Akıska, Ebru Nihan Celkan’dan, Nazan Öncel’e birer mektup yazmalarını istedim.

Sevgili Nazan Öncel, aşağıda ‘büyüttüğün kızlardan’ birkaçının sana yazdığı mektuplar var. Her şey için teşekkür ederiz. İyi ki doğdun…  
*Senin sokak kızların


BİLGELİĞİ TÜY GİBİ HAFİF TAŞIYABİLEN KAÇ KADIN VAR!

Hayat bazıları için çıldırtıcı. Bu ülke, zaten. Ve siz Nazan Öncel hanımefendi, bu çıldırma içinde bize nasıl delirmemiz gerektiğini gösteriyorsunuz; zarafetle ve rengarenk. Ve kendimizi nasıl korumamız gerektiğini, galiba. “Evet, ben bir sokak kızıyım” demenin nerelerden geçilerek dendiğini biliyor, alıyor ve kabul ediyorum. İyi ki varsınız hanımefendi. En çok ihtiyacını duyduğumuz şey bilge bir kadın. Ama bu bilgeliği bir tüy gibi hafif taşıyabilen ve kendinden sonra gelenlere bunun nasıl yapılabileceğini gösteren kaç kadın var sonuçta!  
Ece
(ECE TEMELKURAN, Gazeteci, yazar)

 


ANARŞİST OLMAYI ONUNLA ÖĞRENDİK

Lisedeydim. Bir okul etkinliğinde tüm ahalinin önünde (öğretmenler ve müdür de dahil) bir şarkı söylememi istediler. Son anda onların onayladığı şarkı yerine “Korkum yoktur itlerden, polis koştu peşimden, tütün buldum yerlerden, ben sokak kızıyım” diye çığırarak bu harika Nazan Öncel şarkısını çalmıştım gitarımla. Müdür sinirden küplere binerken ben gülümsüyordum, tüm okul da alkışı kopartıyordu. Anarşist olmayı onun şarkılarından öğrenmiştik. ‘Göç’, ‘Sokak Kızı’ ve ‘Demir Leblebi’ albümleri başucu albümlerimdir, halâ. İyi ki var. CEYL'AN ERTEM, müzisyen






‘BENİM HİKÂYEM EN FARKLISI’ EFEKTİ YARATAN KADIN
Uzun renkli kirpiklerimle harikulade bir klip gerçekleştireceğim kahramanlığıyla sete gittim. Anam! Bitmiyor! “Nedir bu şarkıcıların çilesi!” dedim. Lakin iki göbek atmadan da bırakmadı şarkısı. Geriye de hoş bir hatıra çıktı. 

Bir kaç kadın var hayatımda benzetildiğim; Edith Piaf, Sezen Aksu, Nazan Öncel, Patti Smith, Doris Day (Şaka şaka, Doris'i ben uydurdum). Genç kızlık sıradan bir kimya olmayınca sanıyorsun ki “Sen başkasın!”, sonra 30'a geldikçe anlıyor insan, bütün bu bambaşkalık aslında bir ‘kendine has’ sürüsünün birbirlerinin hayatlarına yaklaşan hayal dünyaları… Çocukluğun en sevimli en anarşist köşesine toz kondurmamış kadınlar… Sessizlik içinde, sebeplerini çaktırmamak için hikâyeler anlatan kadınlar… Birinin bir yüze baktığında bin yüzü görmesinin hayalini kurmak adına, kalbim bu kadınlara eşlikte. Nazan Öncel her kadında ‘benim hikâyem en farklısı’ efekti yaratan bir kadın. Şarkıları, tavrı seni hırsızlık yaparken yakalamış bir ton ton havasıyla ama seksi de bir gülüş içinde gibi bakışlar ve daha neler nelerdir kendisi. En sevdiğim yanı… “Çık evden! Koş ulan! Bak hayat geçiyor! Bir şey yaaaaapppp!” diyen şarkıları. İyi ki varsın. İyi ki doğdun. Seni çok seviyorum. GONCA VUSLATERİ, Oyuncu


NAZAN ÖNCEL’İN ŞARKILARIYIZ!
90'larda büyüyen bir genç olarak Nazan Öncel çölde vaha gibiydi. Benim için Nazan Öncel çok güzel  şarkılar demek, ama en çok da cesaret demek: ‘Sokak Kızı’, ‘Demir Leblebi’, ‘Sokarım Politikana’. Böyle şarkılar yazıp söyleyecek bir kadın şarkı yazarı daha yoktu o yıllarda. Tek başına ayakta durmaya çalışan genç bir şarkı yazarı için o kadar değerlidir ki varlığı, olmasaydı eksik kalırdım. Ona saygı, sevgi ve şükranla dolu kalbim. Nazan Öncel'in şarkılarıyız! AYLİN ASLIM, müzisyen


ACILARA OMUZ SİLKMİŞ ŞARKILAR...

Nazan Öncel, benim için hep o ‘Gidelim Buralardan’ şarkısının klibinde, şehirde tek başına dolaşan, siyah gitarını çalarken derdinden oynayan kadın. Kına gecelerine gelini ağlatırken söylenen ‘Yüksek Yüksek Tepeler’ türküsüne gönderme yaparak “Beni geçirmeye kardeşim gelmesin, annesinin bir tanesini kimseler üzmesin… Beni geçirmeye yalnızlığım gelsin, ya dönülür ya dönülmez kimse üzülmesin” diyerek bir yerden ayrılırken ağlama ve ille de biriyle gitme durumunu bertaraf ederek yüksek yüksek tepeleri düz etmiştir. Çeyizi bir anlamda, “yükleyin ne varsa gönlüme demlensin”dir. Tam birilerini ardında bırakıp ufukta kaybolacakken dönüp “Ne sandınız?!” diye posta koyar gibi…
Acıları hem göğüslemiş, hem onlara omuz silkmiş şarkılar yaptı. “Ben sokak kızıyım” derken en ufak bir ajitasyon yok. Derman olamıyorsanız, elalemin derdi sizi germesin diyor bir nevi… 96 yılının haziranında; Necmettin Erbakan başbakan olduğu ay çıkardığı ‘Sokak Kızı’ albümündeki ‘Erkekler de Yanar’ şarkısıyla; o muhafazakârlaşma rüzgarının içinde, kadınları kendine “Napcaz şimdi, yatcaz şimdi” diye eşlik ettirmiş kadına selam olsun… SERAY ŞAHİNER, Yazar  

 

MANYAK KIZLAR CENNETİNİN
EN ŞAHANE BAYRAKTARI! 


Sokak kızlarının en güzeli,
Dağınık saçlarımızı savurup hep beraber bir yoklama versek kaç kişi çıkarız kestiremiyorum ama bil ki, benim hayat karnemde en afacan etüt arkadaşım sensin. Karışık kasetlerden sık dinlenen müzik listelerime uzanan yıllar boyunca kulaklığımın en tanıdık sesi oldun. Tekme yiyerek dışarı atıldığım her an, beynime yavaştan sızan o ses vardı yani. Kafama rahatsızlık diye kakılan her yaramın aslında bir hediye olduğunu söyleyen ses... Sen çok yaşa! Ne yürüdük sokaklarda yan yana, ne dolaştık avare; sayende çığlıklarımı gün gece demeden azat etmeyi, tımara çekmek isteyenlere inatla kahkahalarımı savurmayı öğrendim.

Bugün artık zar zor dillendirdiğimiz bir ‘acı kardeşliği’ var ya bu topraklarda, senin şarkılarında hayat buldu. Kara trenler gibi geçti üzerimizden hepsi. Oysa bıraksalar sevip rahat ederdik yani. Hani bazılarımız birbirimizin yüzüne bakınca şak diye anlıyoruz ya nasıl dikenli yollarda büyütmüşler bizi, nasıl tuz buz edilmiş kalbimiz... Yüksek ihtimal senin şarkılarınla yürüdük diye anlaşıyoruz biz. Olmayacak şey midir, olmuyor mu, olabilir. O şarkılarda garip bir kod gizli. Ana sütüyle kutsananların bildiği ve ancak acil durumlarda dillendirdiği bir kod. Okuyup okuyup lütfen deli olanların kodu o.
Yani insan seni dinleyip şunu demiyor, “Çok canım yanıyor, bunlar bana müstehak mı?” Kurbanlık koyun gibi meeelemek de neymiş! İnsan seni dinleyince çıkıp caddelere avaz avaz bağırıyor. Zırvalarıyla önüne dikilen envai çeşit bidona bindiriyor. Cayır cayır yanarken yüreği, rezil olup sürünürken yerlerde her nasılsa yine de ayağa kalkıp isyan ediyor. Tüm gece lambalarının altında saçmalıyor ve bir an durup öyle bomboş sokaklara bakıp hatta belki karanlığa dalıp, kabulleniyor. Ne varsa yükleyip gönlüne demleniyor. Delik deşik de yüzerim ben bu med cezirlerde diyor. Kapı kapı gezelim maceraysa değer, hayat acılardan geçer battı balık yan gider. Bitkisel yaşamda olsa veyahut tüm zehirleri içip çoktan cesete dönüşmüş de olsa; şakayla kabullenmeyi öğretiyorsun sen insana. Seninle ilgili güzel şeylerden biri de bu, bak şimdi aklıma geldi. En saf umudun bir omuzda ağlamak olduğunu, ama en çok kendinden gayri yol arkadaşın olmadığını belletiyorsun.
Anasının başına buyruk kızı,
Hani uzun zaman ortalarda görünmüyor kendi kuytunda yağmur yüklenip sonra bir anda gökkuşağın ile dönüyorsun ya geri, yazım kışım tek oluyor hepsi birbirine karışıyor, ya sen ne acayip kadınsın! Böyle kovuklara gizlendikçe aslında bizim yalnızlığımıza tuz basıyorsun. Bir başımıza olmadığımızı hatırlayıp nefes alıyoruz be Nazan. Senin mısraların başka evrenlere taşan ve sesimi iyiden iyiye boğuklaştıran kederimi bile dindiriyor bilesin. Diyeceğim o ki, bir manyak kızlar cenneti varsa gidilecek, en şahane bayraktarımız sensin. Gönlüm rahat, hadi o zaman ne duruyoruz!
Bu 6 Şubat’ta sen sahnede birbirimizden ayrı aştığımız tüm o yollara şarkı söylerken, bil ki bizim içimiz yine göç sularıyla yıkanacak. Nazıyla sazıyla bu dünyaya şahane hikâyeler sığdırdın, ömrünün serabı çiçekli yollarla dolsun.
İyi ki doğmuşsun, nice güzel yılların olsun.
feride çetin, 03.02.2016
(FERİDE ÇETİN, Oyuncu, yazar)


HANİ NEFES ALAMAYACAK GİBİ HİSSEDERSİN DE…

Hani gündelik ‘öylesine’ söylenilen sözler ASLINDA öyle bir derdin, kırık ama isyan eden ruhun, ne varoluş içinde varolamayışların hikâyesini anlatır ya…
Nefes alamayacak gibi hissedersin de “Biri beni anlasa, birine anlatsam” dersin, üstüne aklına gelen en tuhaf, saçma düşünceler kafanı bulandırır ama o sırada tüm herşeyin tuhaflığına gülmekten kendini alamazsın ya.
Hani bazı günler kimsenin gerçekle ilgilenmediği, haldır huldur yaşadığı, içinin acıdığı bir anda… Birinin tüm gerçekliğiyle konuşması… Cesur bir samimiyet daha az yalnız hissettirir ya...
Öyle bir şey işte.
Nasıl bir yaşanmışlık o sözleri yazdırmış, nasıl bir ruh şarkı olmuş gelmiş damardan içeri sızmış diye hissetmek. Büyük bir merak.
Yani ‘Gidelim buralardan’ diye ortalıkta dolandığın bir başka günde ‘Hatırına Sustum’u  dinleyip sakinleşmek sonra…
Nereye gitse ASLINDA ‘sokak çocuğu’ hissedenler için -hangimiz öyle hissetmeyiz arada- her daim yanında bir ‘sokak kızı’ kanka gibi…
Kimse gibi değil, farklı, olduğu gibi, kendi. Ama ASLINDA hepimiz gibi.
Sıradan gündelik bir anda sevgiline, dostuna, anana, babana “Seni bugün görmem lazım” demek kadar sade, üzerine oturup kitap yazsan olamayacak kadar net. Gerçek. Samimi. Cesur.
Kendisine, tarzına, tavrına ve en önemlisi de müziğine hayran olduğum bir özgür kadın.
ASLINDA hiç tanışmadık şahsen ama hep çok yakınımdınız. İyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız. 
Leyla Selen Uçer
(SELEN UÇER, oyuncu)

BİZE CESARET, İLHAM VERDİ

Kendine has üslubuyla her dönem muhteşem şarkılar yazdı Nazan Öncel. Hiç söylenmemiş sözler söyledi, bize cesaret verdi, ilham verdi. Sözlerinden öpüyorum, doğumgünü kutlu olsun! GÖKSEL, müzisyen


BİR MÜZİK KÂŞİFİ

Kime müzik deseniz alabileceğiniz net cevaplardandır, Nazan Öncel. Benim için müzikal kariyerimin en keskin ve önemli bir dönüm noktasıdır. Yaptıkları ve yapacaklarıyla genç müzisyenlere yol gösteren bir müzik kâşifidir. Üretkenliği, kelime canbazlığı ve melodileri ile her zaman ruhumun en ücra köşelerine bile ulaşmayı başarmıştır. SEREN AKISKA, müzisyen

 

 





‘BİR HADİSE VAR KİMSE BİLMİYOR’ ULAN!
Merhaba
Ebru ben... Heyecanlıyım biraz, bir yerde sürç-i lisan edersem kusura bakmayın.
1993 yılında hayatımda ilk defa âşık olmuş ve pek tabii açılamamıştım. Nereye açılıyorsun zaten. Siz de bilirsiniz âşık olunca açılmak, öfkelenince yumruk atmaktan daha zordur buralarda. Hele kadın âşık olunca açılması ayrıca bir mesele, zira açık olmak cesaret ister, cesaretse maalesef erkeklere biçilen bir rol ola gelmiştir.  
13 yaşında genç bir kız olunca, âşık olunca, âşık olmak zor olunca bangır bangır susuyorsunuz.
Ansızın sesiniz çıkagelmişti. Sesinize sesimi katmıştım.
“Bir hadise var kimse bilmiyor” ulan!
Kulaklığın bir teki bende bir teki manita adayında... Sizin sesiniz önde ben büyük heyecanla arkasında...
“Vurgunum sana bir mahkûm gibi, uykular haram bir zehir gibi...”
Şarkıya eşlik ediyor gibi takır takır aşkımı anlatıyorum.
Oh be!
Tek değilim biliyorum. Kim bilir nerelerde kimler kimlere açılırken müziğiniz, sözleriniz truva atları oldu.
Doğum gününüzmüş kutlu olsun. Sevdikleriniz ve sizi sevenlerle nice güzel seneleriniz olsun.
Bol kahkahalı, sağlıklı, gökkuşağı gibi rengarenk bir yaş olsun... 
İyi ki varsınız… İyi ki... EBRU NİHAN CELKAN, Oyun Yazarı

 

ANNEM OLSA BU KADAR SEVERİM…
Sanıyorum 2003’tü. “Nazan Öncel’i, annem olsa bu kadar severim” demiştim, çok kırmızı şarap içmiş ve bütün geceyi kendisini dinleyerek geçirmiştik. Hep siyah boğazlı kazaklar giyerdim. Siyah boğazlı kazak hep kendisini anımsatır bana. 10 yaşlarındayken ‘Sokak Kızı’nı abimin walkman’inde dinlerdim, kendimi bulurdum. ‘Gidelim Buralardan’ ilk çıktğında abime de anneme kızgındım herhalde, şarkının “Annesinin bir tanesini kimseler üzmesin” kısmında boğazımın düğümlenmesi çocukluğuma dair en net hatırladığım şeylerden biri hâlâ. Çok uzun yolculuklar geçirdim sesiyle. Hem şehirde, hem şehirlerden şehirlere. Sabahlara kadar ağladığım akşamlarda sesi hep benimle oldu. Anneme artık kızgın değilim, büyüdüm belki. Öyle helalinden büyük aşk acıları da çekmiyorum. Artık yan yana fotoğraf çektirip keten helvalar yiyeceğimiz aşkların peşindeyim. Ve tüm bunlar olurken yanımda olduğu için Nazan Öncel’e bir kere sarılmak isterim.
SİNEM DÖNMEZ, gazeteci 


BİR GÜN BİLE HİÇBİRİMİZİN KANINI YERDE BIRAKMADI

Pazardan alacaklarını doğalgaz faturasının köşesine yazanlar, ayağını bağdaş yapıp oturmak için akşamları bekleyenler, son sigarasını “Bende başka paket var sen iç” diye yalan söyleyip paylaşanlar, annesinin hurçlarını karıştırmaktan bıkmayanlar, babasının çoraplarını burnunu tutmadan çitileyenler, teyzesine dargınlar, halasını annesinden gizli sevenler, tek porsiyon yiyip masanın hesabını ödeyenler, eldivenin tekini yolda düşürüp de diğer tekine kıyamayıp çöpe atamayanlar, iki günlük makarnayı ılık suyla yumuşatıp yanına mercimek katanlar, sümbül çıksın diye bekleyenler, bir güle boyun eğmeyenler, hayatta hep aynı adamı sevenler, doğumgünü pastasını üflerken dilek dileyemeyenler, çenesinin tam altında annesi gibi tek bir siyah kıl gördüğü gün büyüyenler, sessiz ağlayıp zembereği boşalmış gibi gülenler, banyo aynasını gazeteyle silenler, sonbaharın ortasında yazlık kışlık yapanlar hep onu dinledi, dinler. Nazan Öncel, bir gün bile hiçbirimizin kanını yerde bırakmadı, bırakmaz. Çok yaşasın! ELİF KEY, gazeteci


NOKTA NOKTA…
90'ların başı, çocuğuz. Ergenliğe doğru ağır aksak ilerliyoruz. Kızkardeşim ve ben, bir odada. Gizli gizli sigaraya başlamak üzereyiz maalesef.
Ders çalışmak zorundayım. Eğlenceli olanları var, fakat ödev de yapmak zorundayım. Cehennemin hası, bir şeye mecbur olmak. Bu yüzden ders çalışırken zihnimi müzikle ovuyor, yıkıyor, avutuyorum. Portakal suyu içinde balık yağı hapı çakar gibi. ‘Onno Tunç Öldü Mertlik Bozuldu’* dönemine henüz girmediğimiz için, kulağımıza çarpan herkes ve her şeyden güzel sesler, esintiler geliyor.
Üç yıl sonra neredeyse fıtık eden bir kasıntılık ve köşelilikle, suratı yere kadar asılmış bir heavy metal dinleyicisi olacağım, Akmar Pasajı Rock Meslek Lisesi’ne kaydımı yaptıracağım. O zamanlar farkında değilim ama, bu “Bir kadın çıkmış, bir adam çıkmış… Aa ne güzel” diyerek, (popüler müzik üzre) Türkçe isimler anacağım (uzunca bir süre için) son yıllar... “Bir kadın çıkmış… Baksana çok güzel...” diyor Zeyneb. Albümü alıyoruz ya da annemler alıyor. Böyle karşılaşıyorum Nazan Öncel'le…
Bacak kadar çocukken dinlediğimde Nazan Öncel'den aklımda kalan en kıyak şey; (fizik tarih-coğrafyaya rızam dışında maruz kalmanın zihnimde yarattığı uğultudan beni kurtarması dışında) önerdiği dildir. “Bu gece gel benimle ol. Yer yerinden oynar gibi. Bir sürü aşk arasında, sevişirken bulsalar bizi.” Davetkâr, şen ve vahşidir. Şeylere cüret etmek için kendinden başka kimseden izin almaz. Tüm bunların ileride yaşayacağım, şimdilik canımın pek de istemediği, yetişkinlere ait şeyler olduğundan çok emindim. Aşk benim için heyecan verici fakat, henüz bedensiz yaşanan bir naneydi o zamanlar. Buna rağmen; zihnimin söz konusu şarkıyı dinlerken insanların/kadınların samanlıkta basıldığı ve şalvarının dala asıldığı şarkılarda yaşadığı korku ve travmayı yaşamamasıydı en kıyağı. Bir “Bu nasıl yapılır, hissedilir?” kültürü edinmemde taşıdığı bayrak çok neşelidir Nazan Öncel' in. Sevişmenin utanılacak bir şey olmadığı. Bir kadının âşık olması, karşısındakini aşkın dansı, şiiri ve çeşitli  törenlerine davet etmesinde (aslında) utanılacak, korkulacak  hiçbir yan bulunmaması .
Diğer bir aklımda kalan ve "Vay be" dedirten detay ise türküler ve caz dışında, sıkı bir klasik müzik dinleyicisi olan ve pop müziğe dair “Aman bırakın efendim, pespaye pespaye şeyler!” cevabı ile özdeşleşen babamın, gözünü uzaklara dikerek 17 yaşında bir delikanlı gibi “Gidelim buralardan, dayanamıyorum…” diye şarkı söyleyişidir.
Birleştiriciliği ve herkesi cüretkar bir 17’ye kitleyişi kalmış aklımda.
Dediler 18 olmuş, nice mutlu yaşlar olsun!!!
not: ‘Aynı  Nakarat'ın sıkı bir memleket özeti olduğunu düşünmüştüm ilk dinlediğimde. Hâlâ da öyle düşünüyorum.
*Ekşi Sözlük 
KAMUCAN YALÇIN, müzisyen

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU