1915"te akıntıya karşı duranlar

BANU TUNA btuna@hurriyet.com.tr
13/01/2017

“Sevgili Ömer Efendi,
Arkadaşın Tateos Efendi’ye yaptığın paha biçilmez jest olmasaydı bu kitap var olamazdı. İnsana saygılı gerçek bir dindar ve Müslüman olarak bunu hayatını tehlikeye atarak yaptın. Tanımadığım sana, olduğun yerde, Allah’ın cennetinde, hürmetlerimi sunuyor ve teşekkür ediyorum. Sen olmasaydın Tateos büyük ihtimalle hayatta kalamazdı. Karısı ve çocuklarının hali o zaman ne olurdu? Sen günümüzdeki Türk toplumunun küçük bir kısmının esinlenmeye başladığı vicdanlı adamların bir örneğisin. Bugün, 95 yıl sonra, gelişmiş büyük ülkelerin yöneticileri Ermenileri ve Türkleri barıştırmak istiyor. Ama gerçek bir uzlaşı olabilmesi için samimi eylemler ve merhamet gerekli: Kötü olayları kabul etmek, özür dilemek ve mümkün olanları telafi etmek. Türk toplumunun, entelektüel ya da değil, birkaç ileri gelen üyesi bu süreci başlattıysa da devlet kurumları ve toplumun çoğunluğu ile aralarında hâlâ devasa bir uçurum var. Bir gün gerçek bir uzlaşıyı mümkün kılacak şekilde bu ülkeyi haysiyetli bir tavıra taşıyacak mucizevi bir Ömer bulunacak mı dersin?”


Yukarıdaki mektup, 1915’te tehcir sırasında, Kayserili Ömer Efendi’nin yardımlarıyla hayatta kalan Keskinli Ermeni Tateos Minassian’ın torunu, Jean-Jacques Karagueuzian tarafından 1957’de kaleme alınır. Ömer Efendi, Minassian’ı üç yıl boyunca saklar, korur. Her şeye rağmen toprağından ayrılmak istemeyen Minassian, ancak İzmir Yangını’ndan sonra, 1924’te Fransa’ya göç eder, 1957’de anılarını yazar. Mektup, kitaplaştırılan bu anıların önsözünde bulunuyor.
 
***
 
Burçin Gerçek’in titiz bir çalışma ve yoğun emekle yazdığı ‘Akıntıya Karşı / Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler’ isimli kitap, 1915’te vicdanlı tavır sergileyenlerin öykülerini aktarıyor.
Bu isimlerin en önemlisi, kuşkusuz, emirlere karşı gelen devlet görevlilerinin sembolü haline gelen, yaklaşık 30-40 bin Ermeni’yi kurtarmayı başaran, yıllar sonra İstanbul’daki cenaze törenine binlerce kişinin katıldığı Halep ve Konya Valisi Celal Bey. Celal Bey, 1918’de Vakit Gazetesi’nde yayınlanan anılarında “Benim Konya’daki halim, elinde hiçbir kurtarma aracı olmadığı halde bir nehir sahilinde duran adamın haline benziyordu. Nehirde su yerine kan akıyor ve binlerce masum çocuklar, kabahatsiz ihtiyarlar, aciz kadınlar, kuvvetli gençler bu kan cereyanı içinde yokluğa doğru akıp gidiyorlardı. Ellerimle, tırnaklarımla tutabildiklerimi tahlis ettim ve diğerleri zannederim bir daha dönmemek üzere akıp gittiler” diyecekti.
Midyat, İdil, Dargeçit ve Nusaybin’deki Ermenileri koruması altına alan Heverki aşireti lideri Ali Batte, İttihat ve Terakki’nin tehcir emrine karşı çıkışını hayatlarıyla ödeyen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi ile Beşiri Kaymakam Vekili Sabit Es Süveydi, Midyat Halah köylüleri, Sivas’ta Ermenileri çalışanı gibi göstererek, evinde saklayarak kurtaran, Akdağ’a sığınan Ermeni erkeklerini kendilerini korusunlar diye silahlandıran Emir Paşa, “Yanımdaki Ermenilerin saçının bir telini dahi teslim etmem” diyen Dersimli Beko Ağa, evine aldığı 200 Ermeni kadın ve çocuğa sahip çıkan, Hamidiye Alaylarına “Beni öldürün, size onları vermem” diyen Van Ercişli Murat Ağa... Kitapta böylesi onlarca olaya şahit olacak, vicdan sahibi insanların hikâyeleri okuyacaksınız.
Ancak kitabı elinize aldığınızda tehcirde ve katliamlarda ölenler yerine kurtulanların öyküsünü okuyarak meseleye yürek hafifleten bir yerden bakabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Vicdanlıların sesinden, hayatları pahasına harekete geçmesine neden olan koşulları duyacaksınız çünkü. Günlerce kan kırmızı akan derelerden, yüzlerce Ermeniye taşsız mezar olacak ovalardan, anasız babasız kalan çocuklardan bahsedecekler size.
Yazar Burçin Gerçek de kitabın başında konu Ermeni tehciri olduğunda, vicdanlılardan bahsetmenin içerdiği tuzaklardan bahsediyor: “Bu tuzaklardan ilkini -sanki soykırım kurbanları bilinmeyen bir doğal felaket ya da uzaylı istilası sonucu buharlaşmışlar gibi- olayları ve sorumluları örtbas ederek sadece kurtarıcılara yoğunlaşmak teşkil ediyor...”  
Kitapta, kurtarıcıların hikâyeleri vilayetlere göre sınıflandırılmış. Bunlar, Konya, Diyarbekir, Kastamonu, Sivas, Ankara, Mamuretül Aziz (Dersim), Erzurum, Kütahya, Van, Bitlis ve ‘diğer vilayetler’ başlığı altında toplanan sekiz bölge daha. Bazıları bugün Türkiye toprakları dahilinde bulunmayan Halep, Der Zor, Musul gibi bölgeler.
Devlet kayıtlarında, kitaplaştırılmış anılarda, mektuplarda, arşivlerde geçen her ismin peşine düşülmüş. Bazılarının tam hikâyelerine, torunlarının torunlarına ulaşılmış, bazılarını ise yaşadıkları yerlerde bugün hatırlayan tek bir kişi bile kalmamış. Bazı aileler, dedelerinin çabasını gururla aktarırken bazıları unutmayı, konuşmamayı seçmiş.
Dolayısıyla eser, bu unutulmuş kahramanlara bir saygı duruşu, o koşullarda devlet düşmanı olarak mimlenenlere iade-i itibar çabası olma özelliği de taşıyor.
Ermeni tehcirini, soğuk rakamlar ve resmi tezlerden farklı bir açıyla öğrenmek isteyenler ‘Akıntıya Karşı’yı mutlaka okumalı.

AKINTIYA KARŞI

ERMENİ SOYKIRIMINDA
EMİRLERE KARŞI GELENLER,
KURTARANLAR, DİRENENLER
Burçin Gerçek
İletişim Yayınları, 2016
272 sayfa, 24 TL.

 

 

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU