Bir cinayetin kurgusal anatomisi

A. Ömer Türkeş
26/01/2017

‘Hadi, Yarın Görüşürüz’ sayesinde Türkçede ilk kez okuduğumuz William Maxwell, 1908 yılında Illonis eyaletinde doğmuştu. 1938-75 yılları arasından New Yorker’da editör olarak çalıştı. Aralarında Nabokov, Salinger, Updike, Cheever gibi ustaların bulunduğu birçok önemli yazarın editörlüğünü yaptı ve ‘yazarların yazarı’ olarak nitelendi. Editörlüğün yanı sıra kendisi de roman ve hikaye yazıyordu. Ancak mütevazi kişiliği ile tanınan Maxwell, kendi ismini parlatmak için hiç çaba göstermedi. Ünü, okuyuculardan ziyade yazar ve eleştirmenler arasında yayılmıştı. ‘Bright Center of Heaven’ (1934), ‘They Came Like Swallows’ (1937), ‘The Folded Leaf’ (1945), ‘Time Will Darken It’ (1948), ‘The Chateau’ (1961), ‘So Long, See You Tomorrow’ (1980) romanları ve çok sayıda hikaye kitabıyla Pen/Malamud Award, Mark Twain Award gibi ödüller aldı. 1982 yılında ‘Hadi, Yarın Görüşürüz’ ile ülkenin en prestijli ödüllerinden National Book Award’ı da kazanmıştı. 2000 yılında New York’ta yaşamını yitirdi.
1922 yılında, Illinois eyaletinin küçük ve sakin Lincoln kasabasında bir silah sesiyle başlıyor hikâye. Hikayenin romana dönüşmesinin nedeni o tarihte küçük bir çocuk olan anlatıcının katilin oğlu ile arkadaş olması. Ama daha önemli etken arkadaşına karşı aldığı bir tavır nedeniyle duyduğu utanç. Yaklaşık 50 yıl sonra kaleme aldığı anıları aslında -kendi deyişiyle- “Bir laf kalabalığı, özür dilemenin nafile bir yolu...”
Anılar dedim ama kurgulanmış anılar demek daha doğru olacak. Çünkü zaman içinde cinayetin detayları anlatıcının hafızasından silininmiş. Öyle ki olduğunu zannettiği şeyler gerçekten yaşanmış olanlardan o kadar farklı ki, tamamen kendi uydurduğu şeyler de olabilir. Bunun farkındalığı ile kendisini bu kadar derinden ilgilendiren bir konu hakkında biraz bilgi toplamaya, yerel gazete arşivlerini karıştırmaya karar veriyor. Araştırma olayı çözmeye odaklanmıyor, zira katil, kurban ve cinayet nedeni apaçık ortada. Terk edilen kocanın karısının sevgilisini öldürdüğü ve ardından intihar ettiği basit bir aşk üçgenine dayalı bir kasaba trajedisi bu. Anlatıcı işte bu trajediye, neden olduğı acılara odaklanıyor. Ancak sadece ölenin, öldürenin ve yakınlarının acıları değil anlattığı: kendisiyle başlıyor, kendi ailesinin ve çocukluğunun travmalarıyla...

Kurmaca dersi
Tam bu noktada romanın otobiyografik yanından söz etmem gerekecek ya da kurmaca ile otobiyografi arasındaki farkı William Maxwell üzerinden tartışmaya açmaya: Hikâyenin geçtiği yer  Maxwell’in “Hayal gücümün evi” dediği Illinois-Lincoln (Maxwell’in pek çok eserinin bu kasabada geçtiğini ve otobiyografik motifler barındırdığını ekleyelim). Anlatıcı ile Maxwell’in biyografisi arasındaki örtüşme çok açık: Aynı yaş, on yaşında yitilen anne, iki kardeşi, yeni evleri, bir süre sonra yeniden evlenen babası, Chicago’ya taşınmaları ve daha bir çok motif yazarın hayatından alınmış. Ve cinayet vakası da gerçeklere dayanıyor. Ama gerçekler romanın malzemesi. Bunlardan yola çıkan Maxwell kurmaca bir metin oluşturma konusunda ders alınabilecek bir yol izlemiş. Hafızanın oynayabileceği oyunlara vurgu yaparak, yaşanmış olayların eksiksiz bir kopyasını veme iddasından uzak, geçmiş zamanın kendisinde bıraktığı duyguların izini sürerek kurmaca bir geçmiş inşa ediyor. Bir söyleşisinden şöyle özetlemiş otobiyografiye bakışını;
“Yazar gerçekten samimi ise, yazdığı metin iyi bir otobiyografidir ve eğer değilse, o zaman hiçbir şey değildir. Otobiyografik görünse de, hikâyemin hayatımı temsil ettiğini düşünmüyorum. Bunlar, içinde diğerleriyle birlikte benim de bir karakter olduğum parçalardır ve araya önemli bir mesafe koyarak yazılmıştır.”
Anlatıcının sadece bir anlatı aracı değil bir karakter olması gerektiği düşüncesinden hareketle kendisini ‘ben’ olarak kullandığı hikâyede gerçekten de kendisini bir kurmaca karaktere dönüştürmüş. Anlatıcının çocukluğunu tasvir eden sayfalarda, annesinin ölümü, normal bir çocukluğun yitirilmesi, babasının durumu karşında hissettiği acılarla artık yetişkin bir adam olan  anlatıcının bütün bu çözülmemiş duyguların karışımından duyduğu acı birbirine karışıyor. ‘Hadi, Yarın Görüşürüz’da otobiyografik bir özellik aranacaksa duygular etrafında aranmalıdır; yazar ve anlatıcıyı bütünleştiren melankolide...

Zarif ve derin
Yakınları ve sadık okuyucuları Maxwell’in hayatına ve eserlerine melankolik bir ruh halinin etki ettiğini söylüyorlar. Henüz 10 yaşındayken 1918 influenza salgınında annesini kaybetmesinin üzüntüsünü ömür boyu taşıyan yazar, insan mutluluğunun kırılganlığının farkındalığıyla yazmış romanlarını. Romanda bu ruh halini yansıtan etkileyici sahneler var. Mesela bir psikiyatrist seansını anlatırken;
“Babam olmayan o babacan adama, o yaşlı Viyanalı’ya, o sürgüne, kalın gözlüklü ve Alman aksanlı o adama, bunu kaldıramamıştım, demek istiyordum ama ağzımdan çıkan ‘Kaldıramıyorum’ oldu. Bu açıklamayı daha önce hiç yaşamadığım, çocukluğumda bile hiç yaşamadığımı bildiğim bir gözyaşı seli izledi. (...) Başka çocuklar bunu kaldırabilirlerdi, kaldırdılar da. Ağabeyim kaldırdı bir şekilde. Ben kaldıramadım.”
Annesin ölümünü kaldıramayan anlatıcı babasını kaybeden -bir daha hiç rast gelmediği- çocukluk arkadaşının neler hissettiğine empati yapmaya çalışıyor. Arkadaşı ile birlikte olaydan etkilenen diğerlerini de unutmamış. Maxwell’in incelikli de derinlikli anlatımında sahipsiz kalan yaşlı ve çaresiz çiftlik köpeği Trixie bile nasibini almış. Elindeki bilgi kırıntıları ve zihnindeki soluk imgeler eşliğinde geçmişi karakterler üzerinden, onların duygu ve düşüncelerine nüfuz ederek yeniden inşa ediyor. Okuyucuyu da katılıma çağıran bilinçli bir inşa süreci;
“Eğer elimde gerçekler olsaydı seve seve onlara bağlı kalırdım. Okur aynı zamanda hatırı sayılır bir miktarda da hayal gücünü kullanmak zorunda kalacaktır. Bir masanın üzerine kapalı olarak yayılmış bir paket iskambil kâğıdı hayal etmeli okuyucu; sonra birini açmalıdır ama bu kupa sekizlisi veya karo valesi olmayacaktır, onun yerine Cletus’ın geçmiş yaşamının sıradan bir on beş dakikası olacaktır. Ama her şeyden önce bir köpek icat etmeliyim; eğer orada güdülmesi gereken inekler var idiyse mutlaka bir de köpek olmalıydı, yani bu icat pek öyle marifet sayılmaz.”
Olaylar ve duygular bir yana, 1920’li yılların taşrasından yaşam kesitlerini verirken de çok sade ve ekonomik bir anlatımı var Maxwall’in. Duygu ve düşünceleri olan bir adamın zihninden geçmişe yapılan hüzünlü bir yolculuk. ‘Hadi, Yarın Görüşürüz’ ağdalanmadan, geçip gidenlere hayıflanmadan, herkesin hakkını ve hayatlarını geri vererek, somut imgeler ve incelikli bir üslupla kalme alınmış bir roman. William Maxwell’in edebi yeteneklerini tanımak için mükemmel bir başlangıç.

HADİ, YARIN GÖRÜŞÜRÜZ
William Maxwell
Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
Jaguar Kitap, 2017
155 Sayfa 17 TL

 

 

 

 

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU