Biraz edepsiz, biraz karmaşık...

ADALET ÇAVDAR adaletcavdar@gmail.com
13/01/2017

Kibir, ego, yalan, olmadığımız birisi gibi davranmak bazen zaman zaman, bazen hayatımız boyunca tercih ettiğimiz bir yaşama ve savunma biçimi, bazen de mecburiyeti. Hikâyeleri insanların bedenlerine sirayet eder ister istemez ve siz kendinizi nasıl görüyorsunuz ya da görmek istiyorsanız ona göre bir şekil vermeye çalışırsınız görünüşünüze. Ama bütün açıklarınızın görüldüğü bir yer mutlaka vardır ya da olur hayatınızda. Biz kendimizi nedense tuhaf bir şekilde katı zannediyoruz, bedenimizdeki sıvıyı ve havayı çoğu zaman unutuveriyoruz. Oysa hayat oldukça akışkan.
Daha önce öykü kitaplarıyla ve aldığı ödüllerle tanıdığımız Başar Başarır’ın ilk romanı ‘Sibop’ bu akışkanlığı ve hayatın tercih ettiklerimiz değil de başımıza gelenler olduğunu absürt bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Biraz edepsiz, biraz karmaşık ve bütün bunların beraberinde olabildiğince doğal bir anlatımla yazılan ‘Sibop’ argosu ve deyimleriyle de okurken gülümseten kitaplardan.
Başar Başarır Cihangir’de doğup büyüyen ve yaşayan Orhan’la tanıştırıyor bizi. Hukuk eğitimi alan ama herhangi bir şey olmayı aklından bile geçirmeyen, bir evin içerisinde ablası Nebahat’la yaşayan ve halası dışında akrabası olmayan, “Dünya dönüyor ama ben duruyorum” diyen bir adam Orhan. Mahalledeki birkaç insan dışında pek fazla eşi dostu olmadığı için bu durumun pek yadırganmadığı da bir insan. Herhangi bir şeyi tercih bile etmediği, düz yolda seyir halinde camdan dışarı seyre dalmış vaziyette yaşadığı hayatına bir kadının girmesiyle olayların seyri ve Orhan’ın hayatının hızı ve durağanlığı bir hayli değişiyor. Orhan’ın bir kadınla olan ilişkisini ve ilişkinin hızını okurken “Her körün bir alıcısı vardır” diyor insan ister istemez.
Orhan kendi kendine çok fazla konuşan bir kahraman, okur Orhan’ın kafasının içerisinde kurduklarıyla, yazıdan ziyade konuşma dili ve argoyla karşı karşıya kalıyor, klasik bir yazımdan burada ayrılıyor Başarır’ın kitabı. Ritmik, kısmen ağdalı, kendince bir dilin içerisinde yaşıyor Orhan, diğer karakterlerin anlatımları ise zamanlamaya göre değişiyor. Romanın bu dil ve zaman geçişleri ve Orhan’ın bilinçaltını uzun süre dinlemek akışı ve okuyucunun kafasını biraz karıştırıyor. ‘Sibop’ bir süre çift zamanlı ve birden fazla kişinin hayat hikâyesinin paralel şekilde bir geçmişe bir bugüne gelinerek anlatıldığı bir roman. Başarır’ın öykücülüğü bu zaman ayrımlarında ve karakter oluşturmalarında çıkıyor karşımıza.
Orhan’ın ve Aslı’nın etrafındaki yaşayan ve ölü insanların hikâyeye dâhil olmasıyla başlıyor karmaşa. Yurtdışından bir anda dönen ve döner dönmez Orhan’la tanışan Aslı; Türkçeyi bir hayli yanlış konuşan, başı büyük bir dertte ve kalabalık olan bir kadın. İkili kendilerini büyük bir miras derdinin içerisinde debelenirken buluyor. O kendi keyfince süren hayatların içerisine mafya, inşaat şirketi, eski dostlar, kiralık katiller, polisler giriyor ve karşımıza kısmen bir polisiye çıkıyor.
Aslı’nın mirasçılarından biri olduğu tiyatro binasının hikâyesi ise hayli tanıdık. Başar Başarır’ın 40 yıl öncesinden alıp bugüne kadar getirdiği tiyatronun kuruluşunun ve dağılışının hikâyesi bir kültür sanat kurumunun içerisinde çalışan insanın okurken bir hayli eğleneceği ve “Evet, işte tam da böyle bu işler” diyeceği türde. Çok ulvi amaçlarla yapılmak istenen sanatın ve kurulmak istenen kurumun içerisindeki insanların egolarını, hırslarını, yalanlarını ve sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi yapabilmelerini anlatıyor Başarır... Dostluğun, arkadaşlığın, kavlin nasıl sırf kendi çıkarların doğrultusunda bir anda yıkılabildiğini gösteriyor.
 
SİBOP 
Başar Başarır
Can Yayınları, 2017
328 sayfa, 25 TL.

 

 

 

 

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU