Cinayet var!

MURAT ÖZER cinemozer@gmail.com
13/01/2017

Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, romantizmin Alman kanadını temsil eden edebiyatçıların kendini kolayca öne atabilen isimlerinden biri. Artık yerinde yeller esen Prusya’nın bağrından kopup gelen yazar, çağının birçok ismi gibi birçok disiplinde önemli eserler vermiş bir sanatçı. Özellikle müzik alanında edebiyata yaklaşan bir namı da var.
Hoffmann’ın başyapıtı olarak da kabul gören ‘Matmazel de Scudéry’ (Das Fräulein von Scuderi) ise karanlık atmosferine karşın ‘umudunu kaybetmeyen’ bir novella. İlk yayımlanışı 1819’a denk düşen bu metin, gerçek bir karakteri, yazar Madeleine de Scudéry’yi kendine malzeme yaparken, çok sonraları Agatha Christie’nin yarattığı Miss Marple karakterini de hatırlatıyor. Bir dedektiflik hikâyesinin karanlık sokaklarında gezinen Hoffmann, Scudéry’nin 1680 yılının sonbaharında başlayıp Paris’i dehşete düşüren ‘esrarengiz’ seri cinayetleri çözme çabasını anlatıyor burada. Aslında Scudéry’nin cinayetleri çözme çabasından çok, 73 yaşındaki kadının gönülsüzce dahil olduğu bir ‘insan avı’nı aktarıyor yazar.
Mücevher ve cinayetin aynı cümle içinde anılmasını sağlayan olay kurgusu, ‘Matmazel de Scudéry’nin izlediği gizemli rotayı da işaret ediyor bir bakıma. Bir ‘çete’ tarafından işlendiği düşünülen cinayetlerin peşine düşen kanun adamları, bir türlü sonuca varamıyor ve en nihayetinde suçlu ya da suçsuz olduğu konusunda soru işaretleri bırakan bir ‘zanlı’yı ele geçiriyorlar. Öncesinde de işe dahil olan/edilen Scudéry, zanlının yakalanmasıyla birlikte neredeyse hikâyenin ‘karar verici’ makamına yerleşiyor... Devamını anlatmayalım da tadınız kaçmasın!
XIV. Louis döneminde geçen bu hikâye, Kral’ı da önemli bir karakter olarak önümüze getirmeyi ihmal etmiyor. Ama en önemli karakterimiz, gizemin çözülmesini ve hayatın kaldığı yerden devam etmesini sağlayan Scudéry oluyor burada. Saygıdeğer bir yazar olan Scudéry’nin belli bir yargıya varmadan önce ‘vicdan terazisi’ni nasıl da hassas bir şekilde kullandığını gördüğümüz hikâyede, örneğin, Patrick Süskind’in ‘Koku’sunu (Das Parfum) hatırlatan bir ‘saplantı’ durumu da var. Mücevher ustası Cardillac’ın saplantıyla anlamlandırabileceğimiz tutkusu, bu metnin de atardamarını oluşturuyor. (Bu vesileyle bizim için yeni bir bilgiye de ulaştık: Psikolojideki ‘Cardillac sendromu’ buradan besleniyormuş.)
Hikâyenin anlattıklarını bir yana bırakalım, ki bırakılacak gibi değil, okuru nefessiz bırakan bir dedektiflik hikâyesi bu. Bıraktık diyelim, E.T.A. Hoffmann’ın bu hikâyeyi aktarırken gösterdiği kurgu becerisine şapka çıkarmamak mümkün değil. Gecenin bir yarısında yaşanan esrarengiz bir vakayla açılan, sonrasında Paris’in o dönemdeki ‘tekinsiz’ atmosferini belgeleyen ‘zehir’ davalarına yönelen, bunu anlatırken otoritenin başlattığı ‘cadı avı’nı öne çıkaran, ‘sıkıyönetim’ benzeri bir idare şeklini kafamıza kazıyan hikâye, ardından da sadede geliyor ve daha önce anlattığımız seri cinayetlerin ortasına atıp bırakıveriyor bizi. Yanımıza eşlikçi olarak 73 yaşında saygıdeğer bir kadın yazarı veren Hoffmann, onu bir yandan hikâyenin ‘cinnet’ atmosferinde ‘sağduyu’ çağrısı yapan tek karaktere dönüştürürken, diğer yandan da ona ‘çözülmesi imkânsız’ görünen vakayı çözme görevi veriyor. Bu durum, biz okurları bugünün dedektiflik hikâyelerinin köklerine doğru bir yolculuğa da çıkarıyor. Her adımı ihtimamla hesaplayan Hoffmann, boşluk bırakmayacak şekilde kurguluyor metni ve kafamızdaki soru işaretleriyle baş başa bırakıyor bizi.
Hikâye bittiğinde bu soru işaretleri de ortadan kalkıyor mu derseniz, buna cevabımız “Pek değil” olur muhtemelen. Ama polisiye bir metnin, cevapları verip soru işaretlerini koruması, onu ‘değerli’ kılan unsurların başında gelir, kanımızca. Hoffmann da bu işi tereyağından kıl çeker gibi hallediyor ‘Matmazel de Scudéry’de.

MATMAZEL DE SCUDÉRY
E.T.A. Hoffmann
Çeviren: Gülperi Zeytinoğlu
İş Bankası Kültür
Yayınları, 2016
74 sayfa, 9 TL.







 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU