Cinayetleri okuruna işleten yazar

DENİZ D. ŞİMŞEK
24/01/2017

Genç öykücüler dergilerdeki deneyimleriyle yazarlıklarını, yazdığı türün nitelikli örnekleriyle okurluklarını geliştirir. Ortalama dil ile yazınsal dil arasında bocalamaktan ancak bu sayede kurtulur. Öykülemek için seçilen izlekler, öyküleme biçimi, tercih edilen odaklanma, yazarın deneyimleri hakkında ipucu verirken öykü dünyasının da uydu haritasını gözler önüne serer. Toplumu doğrudan etkileyen olayların birey üzerindeki etkisinin aktarımında slogancılık tuzağına düşmemek de genç öykücünün dikkat etmesi gereken unsurlardan biridir. Farkında olmadan güncellik ile kalıcılık arasındaki tercihini popülerlik ile yazınsallık arasında yapmış olur.
Arzu Bahar, dergilerde yayımlanan öykülerinin çoğunlukta olduğu ilk kitabı ‘Kovulmadım, Ben Ayrıldım’da odaklanma sorununu büyük oranda çözmüş, toplumsal çatışkıları anlattığı öykülerde ortalama dil tuzağına düşmemiş, bireye odaklandığı öykülerde ise yazınsal dilin gereğini büyük oranda yerine getirmiş bir öykücü olarak çıkıyor karşımıza.
Kitabın ilk öyküsü ‘Salınım’, öykü toplamının ortak izleklerinden biri olan toplumun birey üzerindeki olumsuz etkisinden farklı olarak doğrudan toplumun etkilendiği bir olay, psikologla görüşmeler yapan öykü kişisi ağzından anlatılır. Bacağını kaybettiğini bir türlü kabullenemeyen öykü kişisi alegorik bir anlatımla mağduru olduğu korkunç bir olayı reddetmektedir. Yaşadığı olayda gördükleri ve hissettikleri belleğinden asla çıkmaz. “Koyu, uğursuz bir sisin içindeyim... Şehrin göbeği kıyamet yeri. Kalbim ağzımda atıyor. Yanık et kokusu, yanık bir sürü şey kokusu...”
Öykülerin izleklerini kişisel ve toplumsal olarak yaşanan hüsranlar, iç içe yaşayan ama birbirini bir türlü kabullenmeyen sosyal sınıflar, cinayet işlemeye kadar varan iç ve dış çatışkılar olarak görülebilir. Öykü kişileri genelde silik, ötekileştirilmiş, davranışları mahalle baskısıyla biçimlenmiş, hüsrana uğrayan ve suça yatkın insanlar.
“... Çocukken Ödlek Ömer dedikleri için adımdan nefret ederim. Bu yüzden ismimi Bay Ö. olarak değiştirdim kendi kendime…”
“... Adımı tersyüz edip ‘Kara Hasan’ dediler her yerde bana...”
Para ile insanlık arasında tercih yapmak durumunda bırakılan insanları ‘Amele Pazarı’ öyküsünde vicdanlarıyla baş başa bırakarak büyük bir gerilim oluşturur. İşçiler işverenin ölümünü engellemeyi mi yoksa işverenin vasiyetinde belirttiği büyük miktardaki parayı mı tercih edeceklerdir?
“Eğer kabul ederlerse, çaylarımızı içtikten sonra yatak odama gidip, zehri kendime zerk edeceğimi söylüyorum. Kurtulma ihtimali kalmasın diye yarım saat sonra odaya girmelerini istiyorum.”
Kurgularını okurun niyetini ters köşe yapmak üzere kuran Arzu Bahar okurunda olaylar ve kişiler üzerine önce önyargı oluşturur, öykülerin sonunda okurunu yanıltır. Bu yönüyle O’Henry öykücülüğüne göz kırpar. Öykülerin genelinde yazarın okurunu davet ettiği bu oyun ‘Kovulmadım, Ben Ayrıldım’da öykü kişisi olan Ayça’nın da başına gelir. Böylece kitaba isim veren öykü, bir nevi yazarın okura gülümsemesidir. Bir arayışın, nostaljinin sembolü olan ve öyküye isim olan o söylem, öykü kişilerinin diyalogunda “Bu, ‘kovulmadım ben ayrıldım’ da nasıl bir kompleksin sonucuysa artık” şeklinde eleştirilir.
Latife Tekin’in “Öykü, karşı komşunun penceresine bakılarak yazılır, gündelik yaşama aittir” görüşünün karşılığı Arzu Bahar’ın ‘Benimle Dalga Geçme’ öyküsünde tam karşılığını bulur. Apartmanda herkesi gözleyen, kapılarını, duvarlarını dinleyen bir kadın, bir cinayete izin vermekle cinayet işlemek arasında tereddüt etmeden bir seçim yapar.
“Üst kattaki kapının önüne geldiğinde nefesini tuttu. İçeri baktığında yerde yatan kızı ve üzerine abanmış adamı gördü. İşte yine oluyordu. Yine kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.”
Arzu Bahar, bazı öykülerinde cinayete ramak kala boşluklar bırakarak adeta cinayeti okurun zihninde tamamlatır. Yazarın, Poe öykücülüğüne de selam vermesi, öykülerin tesadüfen bir araya getirilmediğinin, yazarın kendine ait bir öykü evreni oluşturduğunun göstergesidir.
“… elbisesinin kıvrımları arasına sakladığı ekmek bıçağının ucu, tavanda asılı duran, ışık vermekten bezmiş çıplak ampulün ışığında parlıyordu.”  
‘Üç Ay Yirmi Sekiz Gün Yirmi İki Saat’, Antik Çağ Söylenceleri’nin günümüz insanının yaşantısına sızan, ‘Fırtına’ ise büyülü gerçekliğe yaklaşan sinematografik öyküler.
“Sandığın başında oturup kalan Deva Hatun, dualarla defteri çıkardı. Sevgiyle okşadı yıpranmış deriyi. Usul usul yaklaşan ayak seslerini duyunca arkasına bakmadan gülümsedi. Sevgili ninesi nurunu saça saça gelmişti.”
Bir ilk kitap olarak bakıldığında, okur belleğinde farklı bir iz bırakacak ‘Kovulmadım Ben Ayrıldım’, Alakarga Sanat Yayınları tarafından yayımlandı. Kitap 130 sayfa ve toplamında on beş öykü var.

KOVULMADIM BEN AYRILDIM
Arzu Bahar
Alakarga Sanat Yayınları, 2016
130 sayfa, 12 TL.

 

 

 

 

 

 





 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU