Melankolinin eşiğinde

Selim İleri
04/01/2017

Ürpertici bir kitap okuyorum: ‘Melankolinin Anatomisi’ (Aylak Adam Yayınları). Bu kitap 1620’lerde yayınlanmış; yazarı Robert Burton. Önce ‘Çevirmenin Önsözü’ hoşuma gitti; daha doğrusu Merve Tokmakçıoğlu’nun kısacık önsözünü çok sevdim, keşke daha uzun yazsaydı.
Merve Tokmakçıoğlu eserle nasıl tanıştığını, nasıl derin dostluk kurduğunu anlatmış. ‘Melankolinin Anatomisi’nin Keats çok severmiş. Çevirmen kitap için ‘melez’ nitelemesini yeğliyor; “Çünkü bir ders kitabı değil, bir uyku öncesi kitabı da değil.” Ya ne? “Bunların hem hepsi hem de hiçbiri.”
Öğrenim yıllarında okuduğu eserle bağı kopmaz çevirmenin. Gitgide, sık sık ‘ziyaret edilmesi’ gerektiğine inanır, ‘yıllar sonra bu yüzden çevirmeye’ başlamıştır...
Bir eserin bende bıraktığı izlenimleri düşündüm. Öylesi kitaplar vardır ki, Tokmakçıoğlu’nun belirttiği gibi, sık sık ikide bir de ziyaret ederiz, uğrayışlarımızdan bir türlü vazgeçemeyiz. Gençliğimde okumuştum ‘Beyaz Geceler’i, ‘İnsancıklar’ı; her ikisini de defalarca ziyaret ettim. Daha yığınla eser: Edip Cansever’den ‘Kirli Ağustos’, Çehov’dan ‘Vanya Dayı’, Refik Halid‘in ‘Bugünün Saraylısı’...
‘Melankolinin Anatomisi’ 17. yüzyılın verimi olmasına karşın bize, şimdinin insanlarına bizi anlatıyor gibi. Yaşlılıkta yaşananlar üzerine Burton‘ın söyledikleri acı bir şifa geldi bana; yaşlanışla melankoli arasında kurulmuş bağdan ürperdim zaten. Melankoli hastaları genelde sessizmişler, cinnete savrulanlarsa gürültücü; yaşlandıkça sessizleştim...
‘Melankolinin Anatomisi’ eski bir dostu da anımsattı, Serol Teber’i; içim sızladı. Cem Mumcu tanıştırmıştı bizi. Serol Teber’in ilk kez 1997’de yayınlanan ‘Melankoli’si gizli bir başyapıttır. Homeros’tan, Yunan tragedyalarından çözümlemelerle melankolik kişinin yazgısı deşilir.
Serol Teber, Robert Burton’ı elbette anmış. Onun bir de Tevfik Fikret monografisi vardı. Bilmiyorum, bu çalışmaların yeni basımları gerçekleştirildi mi. Âşiyan’da yalnızlığıyla, örtük melankolisiyle kavrulmuş ‘Sis’ şairi... Serol Teber duyuşu yüksek gerilimli bir insandı.

   

Kitapseverlere Enis Batur’dan armağan...
Sevgili Burcu Aktaş Van Gogh‘un ‘Son Mektuplar‘ıyla Kant‘ın ‘Öteki Dünyaya Yolculuğumun Sahici Hikâyesi‘ni (ikisi de Kırmızı Kedi Yayınevi’nin) getirdiğine hemen Enis Batur geçmişti aklımdan. Boyutları, kâğıdı, seçimleriyle gerçekten iç açan iki kitap. ‘Sunuş’larını okuyunca yanılmadığımı anladım: Enis Batur‘un hazırladığı bir dizi. Duyurulardan öğrendiğimize göre dizide Goethe, Balzac, başkaları da yer alacakmış. Her birinden pek bilmediğimiz metinler.
Kant‘ın o uzun isimli düşlemsel öyküsü olağanüstü. Fakat Kant mı yazmış, bilinemiyor, bir giz, dostum Enis’e de böylesi yaraşır. Daha ilk satırlarda ünlü felsefeciyi öbür dünyanın eşiğinde görür gibi oluyorsunuz. Metni Çağlar Tanyeri kara alayın tadını çıkara çıkara çevirmiş.
‘Son Mektuplar‘a gelince, Berna Günen dilimize kazandırmış, o mektupları okumaktan uzak durmaya çalışıyorum. Vincent Van Gogh sadece resimleriyle bile, çocukluğumdan beri canımı yakar. Bir Hayat dergisi vardı, orta sayfalarında sık sık Vincent Van Gogh resimleri, her birinden canınız yanar...
Sonraları ressamın müthiş acı yaşamöyküsünü okumuştum; Theo’ya son sözü belleğime yapışıp kalacaktı. ‘Son Mektuplar‘a kısa ama özlü Vincent Van Gogh yaşamöyküsü de eklenmiş; Theo‘nun kaderini ise oradan öğrendim.
Kırmızı Kedi‘nin Turuncu Kitaplar’ını gönüldeşlikle kutluyorum.

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU