Uçsuz bucaksız bir okyanus

HALUK ORAL
19/01/2017

“Yaz ama yayınlama, dedi Peyami Bey. Nasılsa bir gün insanlar hoşlanmadıkları şeyleri, hatta nasılsa bir gün çok kızdıkları şeyleri de sabırla, paslı kör bıçağa sarılmadan dinlemeyi, çok çok sana dudak büküp sırtlarını dönüp gitmeyi öğrenecekler. O gün geldiğinde yayınlarsın.”
Hamdi Koç, Peyami Bey’i dinlemedi ve yazdı! Ortaya daha önceki kitaplarından çok farklı bir eser çıktı. Bana öyle geliyor ki bu yazı dahil, ‘Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!’ ile ilgili her yazı kitaba haksızlık edecek. Yine de anlatmaya çalışayım. Kitabı okurken bir yanınızda uçsuz bucaksız bir okyanus uzanıyor, bir yanınızda uçsuz bucaksız bir çöl. Ayağınızın altında kaygan bir zemin, bazen ıslak ve soğuk bazen de cehennem ateşinin sıcaklığında... Koltuğunuzda oturup rahat rahat okuyabileceğiniz bir kitap yazmamış Hamdi Koç. Tam tersine sizi çok düşündürecek, rahatsız edecek cümlelerle dolu. Farklı okurların farklı cümlelerden rahatsız olacağına eminim.
Bir hikâyeyi kolay okutan en önemli kuruluş özelliği mekânının ve zamanının açıkça belli olmasıdır. Yazarımız bu ikisini de büyük bir ustalıkla karmakarışık ediyor roman boyunca. Sahneleri hangi yöne gittiğini anlamadığınız bir trenin farklı vagonlarında oynanan bir tiyatronun seyircisi oluveriyorsunuz.
Yazarın Peyami Safa ile olan konuşmaları gerçek dünyaya tutunmaya çalışan okur için can simidi gibi. ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun yazarı bu kitabı okusaydı, çizilen portesine pek itiraz etmezdi gibime geliyor.
Kitabı bitirdikten sonra, derin bir nefes alıp elimden bırakamadım. Döndüm bazı cümleleri, paragrafları yeniden okudum. Ertesi günde aynı şeyi yaptım. Kitabı neden çok sevdiğimi anlamaya çalıştım.
Kitap bir yazarın karanlık bir sokakta yediği dayakla başlıyor. Sahne o kadar canlı ki okuyucu olmaktan çıkıp seyirci oluyorsunuz. Hamdi Koç bu yazarla kendi arasına mesafe koymasına koymuş ama çok başarılı bir empati de kurmuş onunla.  
Sonra Peyami Safa çıkıyor karşınına yazarın. Zamanın dahi eğilip, büküldüğü ortamın gerçek olduğuna siz de inanıyorsunuz. Gelecek bir zamanda verilmiş sözlerin geçmişe yansıması üzerine sohbet ediyorlar:

- Biyografimi bitirecek misin? dedi.

Korkmaya başladım. Ya onda ya bende bir şey, bir sıkıntı, bir yanlışlık... Peyami Safa’nın biyografisini yazmak. Aklıma bile gelmemişti. O ise yazmaya başlamışım gibi konuşuyordu. Nadiren hesapçı bir zeka sergilerim; o an öyle oldu.

- Yardım ederseniz elbette, dedim.

Bu konuşmalar kitabın en güzel kısmı diye düşünüyorum. Kitabın başka bir yazarı değil de Peyami Safa’yı konu etmesinin de nedenlerini de ortaya koyuyor. Türk edebiyatını yalnızca günümüz romanlarıyla takip etmeyen okuyucu Peyami Safa’nın, bir anlamda antitezi olarak, Doktor Ramiz’in sunulmasından hem zevk alacaklar hem de ilginç bulacaktır:

- Yine yazmaya mı başladın, Peyami? dedi Doktor Ramiz sinirli bir alaycılıkla.
- Keşke, nerede, dedi Peyami Bey ciddiyetle.
- O halde boyunu fersah fersah aşıyorsun, Peyami.
- İnsaf et, Doktor. Çok kalbi bir durum bu. Ve çok akla yatkın. Ayrıca çok mümkün. Bu katiller kim ve bir yazarı niye öldürmek istesinler? Benim gibi de değil, memleket meseleleriyle uğraşmayan, kimseyi rahatsız etmeyen bir yazar.
- Peki sonra ne olacak? Hayata muhalefet şerhi mi koyacaksın?
- Efendim?
- Yani niye kurcalıyorsun? Amacın ne? Huzursuzluk çıkarmak mı? Millet birbirini yesin mi istiyorsun?
- Hayır, Doktor. Aksine, huzur için, hepsi huzur için. İhtimal, bir ayıbı temizleyip millete bir yol açacağım. Gücüm yeter mi, sen beni yarı yolda bırakır mısın, buranın düzeni bozulur mu, bilmiyorum, ama bir kere başladım ve pek tabii yanılıyor olabilirim ama hissiyatım hâlâ doğrusunu yaptığım yönünde.

Bana en ilginç gelen bölümlerden biri de Doktor Ramiz ve Peyami Safa’nın bütün didişmelerine rağmen, bir ara kendi fantastik dünyalarından çıkıp, İstanbul’a yazarın gelmeleri. Peyami Safa biyografisinin yazarına yardım etmek istemektedir ve bu amaç için Ramiz’i de sürükler.
Romanı bitirdiğinizde kafanızda cevabını bulamadığınız birkaç soru olabilir. Sanırım yazarın yapmak istediği de tam olarak bu. Hangimiz bütün soruların cevabını bulabildik ki?

YALNIZ KALDINIZ, PEYAMİ BEY!
Hamdi Koç
Can Yayınları, 2016
264 sayfa, 21 TL.

 

 

 

 

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU