Varoluş açmazı

KEMAL VAROL kemalvarol21@gmail.com
04/01/2017

Gamze Arslan’ın 2016 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne değer görülen kitabı ‘Çerçialan’ hiç şüphesiz geride kalan yılın parlak ilk kitaplarından biri olarak anılacaktır. Yedi kısa öykünün yer aldığı kitap, bir yandan sürprizli sonları ve acıya eşlik eden ironisiyle dikkat çekerken diğer yandan da sadece insanın insanla değil, çevresindeki her şeyle bağına odaklanan bir yazarı haber veriyor.
‘Çerçialan’ı önemli bir kitap yapan pek çok unsur var. Hikâyesi bir yerde takılı kalmış, tamamlanmamış, içinden çıkamadığı dertlerle uğunan kahramanlar var Arslan’ın öykülerinde. Bir tür dilsizlik haliyle kavrulan, o iyi cevabı zamanında verememiş olmanın kederiyle yazgılı, sözcükleri yutmanın zorluğuyla yaşayan kahramanlar. Kahramanlarının bir türlü dışa açılmayan cümleleri içe döndükçe ışıltılı bir hal alıyor. Arslan, kahramanlarını tam da bu yarığa hapsedip onlara bir tür ara bölgeden bakmamızı sağlıyor. Ama sadece bu hayli ilginç kahramanlar yok öykülerinde. Hayvanlar, heykeller, beden uzuvları, tarihi yapılar da dile geliyor bu öykülerde. Böylece, bir yandan öykülerde sözü edilen kahramanlar diğer yandan da onların ilişkide olduğu tuhaf dış dünya yardımıyla varoluşun kökenindeki açmazları gösterme imkânı buluyor yazar. Biz, her öykünün sonunda bir sırrın çözülüşüne tanık olduğumuzu sanırken, yazar bizi her seferinde başka bir sırla baş başa bırakıyor.
Örneğin ‘Dudu ve Nimet’ adlı hayli etkileyici öyküsünde bir kadınla ineğin arkadaşlığından yola çıkarak hem ineğin hem ineğin sahibinin hem de çerçinin öyküsünü ustaca iç içe kurguluyor. Öykü sona erdiğinde ise tuhaf bir şekilde kimsenin öyküsüne dönüşmüyor. Geriye bir kahramanın öyküsünden çok bir derdin, daha doğrusu bir açmazın öyküsü kalıyor. Öyküde geçen tüm kahramanlar, hatta inek bile kendi payını alıyor bu varoluş açmazından. Keza, ‘Küf Kokusu Olmalı İnsanda’ öyküsünde de benzer bir durumla karşılaşırız. Kocasını parçalara ayırıp farelere yediren tuhaf kadının, hem kocası hem de komşusuyla olan gerilimli hikâyesini okumayız burada. Apartman aralığındaki farelerin ve küfün kokusunu da alırız. Onlar da kendi dertleriyle öyküye dâhil olurlar. ‘Kasapta Kesik Bir Parmak’ öyküsünde kesik bir parmağın, ‘Bimka’da ise üzerlerine harç döküldükten sonra hayatlarına betonlaşmış bir halde devam eden iki heykelin hikâyesini okuruz. İster heykel ister insan ister ineğin hikâyesi olsun; Gamze Arslan, okurunu her seferinde bir varoluş sorusunun kıyısına yaklaştırıyor.
Öyküden öyküye değişen kahramanlara ve bu varoluş açmazına rağmen, Gamze Arslan’ın önemli bir başarısına daha dikkat çekmek gerek kanımca. Zaman zaman bir belirip bir kaybolan ironi yardımıyla bu öykülerin ağırlaşmasına, kederli bir görünüme kavuşmasına izin vermiyor yazar. Örneğin, kitabın en etkileyici öykülerinden biri olan ‘Allah’la Ciddi Düşünüyoruz’da benzersiz bir ironi yardımıyla kahramanının kederli hikâyesini bir nebze de olsa hafifletme imkânı yakalıyor yazar. Biz okurlarına da bu acı hikâyeye neşeli bir aralıktan bakma imkânı yaratıyor. Keza, iki ayrı öykü biçiminde kurgulanan ve sonuçta tek bir hedefe ilerleyen ‘Tüzen Toz’da dahi belli belirsiz hissedilen ironi yardımıyla, kahramanlarının acı hikâyesini bir parça da olsa dengeleme imkânı yakalıyor. ‘Çerçialan’da nispeten farklı duran ‘Kırk Bin Geyikli Derviş’ adlı hayli etkileyici öyküsü ise hem dili hem de masalsı kurgusu sebebiyle yazarın ileride yazacağı yeni kitaplar için iyi bir işaret niteliğinde.

ÇERÇİALAN
Gamze Arslan
Varlık Yayınları, 2016
72 Sayfa, 10 TL

 

 

 

 

 

 

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU