Sokaklar bizim, aileniz sizin olsun!

BEGÜM ACAR*
09/03/2014

İstanbul’da Feminist Gece Yürüyüşü, 2003’ün 8 Mart’ında feministlerin Taksim’de “Hitler, Mussolini, Şaron, Miloseviç, Bush, Saddam… Hepsi erkek, tesadüf mü?” yazılı pankartla yürümesiyle başladı. O gün bugündür feminist gece yürüyüşümüzü Taksim’de her sene daha da çok kadın ve transın katılımıyla, binlere varan bir coşkuyla düzenliyoruz.
Ana temalarımız yıllar içinde erkek şiddetinden sığınaklara, kadın cinayetlerinden erkek egemen düzene değişse de sözümüzün odağında hep aynı slogan var: Feminist isyan!
İsyanımız büyük. Kolay değil, her şeyin üzerine oturduğu bir sistemi, patriyarkayı temelden sarsmaya yönelik. Bu sebeple, sistem karşıtı politika üreten yapıların içinde dahi mücadele yürütmek durumunda kalıyoruz. Çünkü erkekler ve erkeklerin esas söz sahibi olduğu yapılar kadınların kendi örgütlenmelerinin, güçlenmelerinin önünde türlü şekillerde engeller oluşturuyor. Dolayısıyla, yolunu feminist mücadeleyle ören bağımsız bir kadın hareketinin önemi çok büyük. Bu sadece feminist hareketi güçlendirmiyor, aynı zamanda kadın hareketi için de bağımsız kadın politikası üretmek adına yol açıcı oluyor.

Gezi’de kadınlar

Feminist Gece Yürüyüşü bizler için feminist mücadelemizi hem görünür kıldığımız hem de kutladığımız en önemli alanlardan biri. Bu yürüyüşün her sene daha büyük bir coşkuyla yapılmasının nedeni, feminist isyanımızın yayılmasının yanında öfkemizin de giderek büyümesi. 11 yıldır iktidarda olan AKP hükümetinin kadınlara açıktan düşman olarak yürüttüğü politikalar, “kadın-erkek fıtrat gereği eşit değil” açıklamalarıyla uyumlu şekilde kadınların, transların hayatına yönelik doğrudan müdahale içeren uygulamalarda karşımıza çıkıyor.
Kadınların öfkesi, geçtiğimiz bir yılda karşılığını en çok Gezi direnişinde buldu. Gezi’de kadınlar önplandaydı. Bu, elbette önemli bir kalkışma ancak mesele sadece kadınların ön planda olmasından, “direnişin sembolleri” haline gelmesinden ibaret değil. Görünür olan bu öfke, ancak örgütlü olarak sistemi kadınlar ve translar lehine değiştirebilir. Türkiye’de güçlü bir kadın hareketi var. Ancak, kadın hareketi ve feminist hareket arasındaki ideolojik ayrım, hem söz üretme hem de eyleme biçimlerinde kendini gösteriyor. Feminist mücadele, kadınların ve kadın örgütlerinin bağımsız olarak yürüttüğü, tek tek her kadının özgürleşmesine, güçlenmesine ilişkin bir mücadele. Hiyerarşi kurulmayan, kimsenin sözünün diğer bir kişinin sözünden değerli olmadığı bir örgütlenme biçimi. Her kadının özne olduğu, farklılıkları politikleştiren, özel olanın politikasını buradan kuran bir yöntem benimsiyor. Erkekten, devletten, sermayeden bağımsız olan feminist hareket özgünlüğünü işte bu bağımsızlıktan kuruyor. İdeolojik birtakım kaygılar adına kadın mücadelesini “ama”larla, “bu seferlik öyle olsun”larla geri plana itecek, geçiştirecek vakit yok. Çünkü erkek egemenliği yaşamımızın her alanına en küçük çatlaktan dahi sızıveriyor.

Kadınlar her daim direniyor

Bu memlekette her gün daha da akıl almaz şeyler duymaya alıştık. Bunun yanında, kadınların ve transların hayatına yönelik saldırılar ve müdahalelerin artık çetelesini bile tutamıyoruz. Mahkemelerde tahrik indirimi uzmanı hakimlerden “yuh” demeye bile dilimizin varmadığı yargı kararları, siyasetçilerin kadınları yok saymakla aşağılamak arası gidip gelen açıklamaları, karısını bilmem kaç yerinden bıçaklayan erkeklerin ağır ceza salonlarındaki rahat ve tehditkâr tavırları, oturdukları evlerden atılan, sokak ortasında öldürülen transların yaşadıkları baskı ne saymakla ne de anlatmakla bitiyor.
Bunlar bitmese de, hatta daha kötüye gitse de değişen şeyler de var; hem de kadınlar tarafında. Kadınlar artık erkek şiddetine karşı çıkıyor. İşyerinde uğradığımız cinsel taciz ve tecavüz davalarını mahkemelere taşıyoruz, sigortasız ve kötü koşullarda çalıştırılmaya karşı direniyoruz. Esnek çalışmaya mahkum edilmeye, böylece hem ev işleri hem de bakım yükünün yine omzumuza yüklenmesine itiraz ediyoruz. Baba, koca, erkek kardeş tarafından maruz kaldığımız erkek şiddetini kabul etmiyor, ölüm pahasına dahi olsa evden kaçma, boşanma, kendi hayatımızı kurmanın koşullarını zorluyoruz. Bizleri yasal süre içinde dahi olsa kürtaj yapmayarak kapılarından döndüren hastaneleri ifşa ediyoruz.

Meydanları terk etmiyoruz

Bu seneki gece yürüyüşümüzde, “Bedenimiz, hayatımız, kararımız bizim, aileniz sizin olsun!” dedik. Feminist politika, toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak kadınlığın ve erkekliğin en çok kurulduğu ve yeniden üretildiği alanlarla uğraşır. Beden, aile, emek bunlardan öne çıkanları. Bizim kendi evimizin içinde, mesela birlikte yaşadığımız adama evdeki cinsiyetçi işbölümüne dair yönelttiğimiz itirazla, kürtaj hakkımızın elimizden alınmasına karşı sokaklara dökülerek örgütlediğimiz mücadelenin ikisi de aynı şekilde politiktir. Dil, yaş, din, etnik köken, cinsel yönelim, sınıf, meslek gibi hangi farklılıklarımız olursa olsun, kadın olmak hepimizi aynı paydada birleştiriyor. Bu deneyimlerden yola çıkarak örgütlenmek, bu politikayı kendimiz için ürettiğimizi fark etmek, insanı bu hoyrat erkek dünyasına karşı güçlü kılıyor.
Bu sene, Feminist Gece Yürüyüşü için yaptığımız hazırlıklara, feminist ve LGBTİ örgütlere gönderdiğimiz uluslararası dayanışma çağrısını da ekledik. Bunun sebebi, Gezi sürecinden sonra polis ablukasında olan Taksim’de 11 yıldır yaptığımız ve isyanımızı haykırmak adına bizim için sembolik anlamı büyük olan yürüyüşümüzün engellenme ihtimaliydi. Bu çağrıya dünyanın farklı yerlerinden kısa süre içinde gelen cevaplar, feminist dayanışmanın sınırları aşan gücünü bir kez daha hatırlattı. Hem farklı illerden hem de farklı ülkelerden kadınlar, gönderdikleri dayanışma mesajlarında feminist mücadelenin önemine vurgu yaparak yanımızda olduklarını bildirdiler. Biliyoruz ki, biz bütün engelleri bu dayanışmanın gücüyle aşıyoruz. Patriyarkaya, militarizme, milliyetçiliğe, savaşa, kapitalizme, heteroseksizme karşı yürüttüğümüz mücadelede yalnız değiliz.
Bu yıl olduğu gibi her 8 Mart’ta Taksim’de binlerce kadın ve trans olarak haykıracağız: Geceleri, sokakları, meydanları terk etmiyoruz, feminist isyandayız!

* İstanbul Feminist Kolektif üyesi

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU