Allah herkese akıl fikir ihsan eylesin...­

15.03.2014

Onun cenazesi benim cenazem... Benimkinin arkasından Fatiha okurum. Onunkine sırtımı dönerim. Hatta bununla da kalmam. Onun cenazesine katılanlara hakaret ederim.”


Cenazelere bile bu ayırımcılıkla bakmayı adet edinen siyasetçiler, bu tavırlarından en kısa zamanda vazgeçmelidir.

Böyle tavırlar, tarih boyunca birçok ülkeyi felakete götürdü. Bizim ülkemiz de felaketlere yabancı değildir. Tarih boyunca onların çok acı örneklerini yaşadık...


Daha gerideki olayları bırakalım. Sadece son 50-60 yıla bakalım. 1955’teki 6/7 Eylül olaylarından itibaren dil, ırk, düşünce, siyaset ayrılıkları yüzünden ne kadar facianın içinden geçtik. Ne kadar insanımızı kaybettik?

Bunları ben 1950 yılından itibaren gazeteci olarak, politikacı olarak ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Bunlar korkunç hatıralardır. Dilerim kimse onları bir daha yaşamasın...


O olaylar hep, vatandaş gruplarının içine atılan ‘nefret’ tohumlarının sonucudur. O tohumları, çeşitli nedenlerle atan provakatörler de var olabilir. Ama bunlar ancak iş başındaki politikacıların basiretsizlikleriyle beslendiği takdirde hedefine ulaşabilir.


Bugünün Türkiyesi’nde o basiretsizliğin en çarpıcı örnekleri iktidarın en yetkili şahsının seçim konuşmalarında görülüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında.


Erdoğan, toplumsal olaylarda ölen insanları ‘benden yana-benden yana değil’ diye ikiye ayırmayı daha önceleri de marifet sayıyordu. 2011’de Hopa’da HES’lere karşı yapılan gösteriler sırasında kendi otobüsünden düşerek hafif yaralanan polis memuru için gerekli ilgiyi -doğal olarak- gösterirken, atılan bibergazı sonucunda geçirdiği kalp krizi sonunda ölen öğretmen için bir başsağlığı cümlesi bile söylemeyi reddetmişti.


Gezi olayları sırasında göstericilere bibergazı hücumları yapan polisleri ‘destan yazdınız’ diye tebrik ederken, o olayların sonucunda ölen yedi genç için, hiçbir üzüntü sözü söylememişti.


Bazısı gözünü kaybederek yaralanan onlarca kişi için de ‘geçmiş olsun’ demek yerine, onları tedavi etmeye çalışan gönüllü doktorları, onlara kapılarını açan otel sahiplerini ‘suçlulara yardım ediyorlar’ diye suçlamayı tercih etmişti.


Dün ise o acımasız tavırlarına bir yenisini daha ekledi ki, bu hepsinden daha çarpıcı oldu.


Şu belliydi: Erdoğan, cenazesine yüz binlerce kişinin katıldığı 16 yaşındaki Berkin Elvan için de hiçbir iyi söz söylemek niyetinde değildi.

Ama cenaze günü şöyle bir durum daha ortaya çıkmıştı. İstanbul’da cenaze günü gecesi, cenaze evi civarında, klasik deyimle -’karşıt gruplar’ arasında- bir çatışma başlamıştı. 21 yaşında bir genç, Giresunlu Burakcan Karamanoğlu, nereden atıldığı henüz saptanamayan bir kurşunla ölmüştü.


Aynı gün, gene gösteriler arasında Tunceli’de genç bir polis memuru, Ahmet Küçüktağ, kalp krizi geçirerek ölmüştü. Herkes, elbette onların ölümüne de üzülmüştü. Onlara da rahmet diliyordu. Berkin’in cenazesine katılanlar dahil...


Siyasetçiler arasında, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’nin, MHP’nin, BDP’nin birçok yetkilisi, Berkin’le birlikte Karamanoğlu ve Küçüktağ’ı da rahmetle anmışlar, ailelerine başsağlığı dilemişlerdi.


Dün ise herkesin gözünü yaşartan bir sahne daha yaşandı. Berkin’in babası Sami Elvan, Burakcan’ın babası Halil Karamanoğlu’yla telefonla konuşmuştu. Çocukları televizyonlarda ‘karşıt görüşlü’ diye nitelenen iki baba birbirlerine başsağlığı dilemişlerdi. Birbirlerine ‘senin evladın benim evladım’ demişlerdi. “Bizim ikimizin acımızı kimse istismar etmesin” demişlerdi.





Üç cenazeden biri ayrı

Şimdi bir de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Anadolu Ajansı’nda ve televizyonlarda yayınlanan sözlerini alıntılayalım.

Başbakan İstanbul’daki cenaze töreninden sonraki olaylarda kaybettiğimiz Giresun’lu Burakcan ile Tunceli’de ölen Elazığlı Ahmet Küçüktağ için şunları söyledi:


“Bakın bunlar sokaklarda çatışmaları körükleyerek Tunceli’de bir polisimizin, İstanbul’da da Burak yavrumzuun şehadetine neden oldular. Rabbimden şehit polisimiz ve Burak evladımız için rahmet niyaz ediyorum. Mekânları inşallah cennet olsun diyorum.”

Gezi olayları sırasında bibergazı kapsülüyle hedef alınıp yaralanarak komaya girdikten sonraki hayat mücadelesini kaybederek ölen Berkin Elvan için ise, adını da anmadan şöyle dedi


Başbakan:


“Geçenlerde İstanbul’da bir cenaze yaşandı. Maalesef terör örgütlerinin içine aldığı, terör örgütlerinin içinde ne yazık ki yüzü poşulu, eline sapan verilmiş, cebinde demir bilyelerle olan bir çocuk, orada maalesef bir bibergazına muhatap oluyor. Polis, orada yüzü poşulu, elinde sapanla, demir bilyeleri savuran o kişinin kaç yaşında olduğunu nereden ayıracak? Ama bu Kılıçdaroğlu her zamanki gibi yalanını söylüyor, ‘ekmek almaya giden çocuk’ diyor. Dürüst ol, dürüst. Ne ekmek alması, ne alakası var?”


Bu, Berkin’le ilgili olarak o vakte kadar pek işitilmemiş bir imajdı. “Üstü poşulu, elinde bilye...” vs. Ama velev ki öyle olsun, diyelim ki, ‘poşuluymuş, bilyeliymiş.’ Berkin’i öldürücü sonuç verebileceğini bile bile hedef alarak bibergazı kapsülüyle vuran polise, hiç mi sözü yok bu ülkenin başbakanının. Ona ve o polise o emri veya yetkiyi verenlere? Ayrıca, Berkin’in üstündeki kıyafet öyle olsa ve cebinde bilye olsa da, o çocuk öldürülmüş. O zamanki yaşıyla 14 yaşındaki o çocuğa, bu ülkenin Başbakanı’nın söyleyecek bir ‘Allah rahmet eylesin’ sözü de mi yok? Bu ülkenin ‘Müslüman’ Başbakanı’nın?..


Herkese hücum...

Başbakan, üstelik, ona değil, Berkin’e rahmet dileyen başkalarını da samimiyetsizlikle kınıyor.

İşverenleri, ‘Bazı kendini bilmez işverenler sokakları ateşe verme çağrısı yapıyor’ diye suçluyor.

Medyaya, ‘Densizce, hayasızca, edepsizce, günlerdir sokaklarda çatışma çağrısı yapıyor’ diye hakaret sözcükleri sıralıyor.

CHP’si, MHP’si, BDP’siyle tüm muhalefetin ‘Pensilvanya’yla blok kurduğunu söylüyor. Onların hepsi için şunları söylüyor:

“İnanın bunların gözyaşı sahte. Bunlar çocukların ölümüne ağlayamayacak kadar taş kalpliler. Eğer bunların çocuklara gerçekten merhameti olsaydı, o merhameti biz Mısır’daki, Filistin’deki, Suriye’deki çocuklar için de görürdük.”

Evet, artık iş buraya kadar geldi. Başbakanımız Allah’ın rahmetini esirgememesini dileyebileceğimiz cenazeleri de artık kendisi belirlemek istiyor. Başsağlığı dileyebileceği babaları da...


İki acılı babadan sadece birine başsağlığı dileyebileceğiz. Ölülerimizin arkasından ağlama hakkını kullanmamız için de, önce komşu ülkelerdeki rahmetlilere gözyaşı döktüğümüzü ispat etmemiz gerekecek.

Ne diyeyim? Rahmetli annem bu gibi hallerde, ‘Allah herkese akıl fikir ihsan eylesin’ derdi. Öyle diyeyim.


Yazarın Diğer Yazıları