Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na

26.01.2014
resim

Kuruluşundan itibaren bütçe açık verdiğinde Avrupalı ya da Osmanlı tebaası Levanten, Ermeni, Rum ve Yahudi bankerlere (bunlara Galata Bankerleri veya Galata Sarrafları denirdi) başvuran Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ‘merkez bankası’ yoktu. Bu görevi ‘Bank-ı Osmanî-i Şahane’ (kısaca Osmanlı Bankası) yürütüyordu. Banka, 1853-1856 Kırım Savaşı dolayısıyla alınan kredileri izlemek üzere 24 Mayıs 1854’te, Alman Rothschild Ailesi, İngiliz Parlamentosu üyesi ve demiryolları yapımında öncü sermayedar Sir Joseph Paxton’un temsilcisi Atkinson Wilkin, Fransız Crédit Mobilier şirketinin sahipleri Péreire Kardeşler ve Galata Bankerleri’ni temsilen Théodore Baltazzi tarafından kurulan Londra merkezli Ottoman Bank’ın 27 Ocak 1863’te kendini feshederek İngiliz-Fransız ortaklığında ‘devlet’ bankasına çevrilmesiyle oluşmuştu. Osmanlı İmparatorluğu, kendisinin hiç bir biçimde kağıt para basmayacağı ve başka bir kuruma da bastırmayacağı taahhüdünde bulunarak Osmanlı Bankası’na 30 yıl süre ile kağıt para ihracı imtiyazı vermişti. 29. yılda devlet, bankanın feshini talep etme hakkına sahip olacaktı. Eğer bu olursa, banka tedavüle soktuğu banknotların karşılığını altınla ödeyerek piyasadan çekecekti. Osmanlı Bankası’nın merkezi Galata’da idi. Ardından, İzmir, Selanik, Beyrut, Kalas ve Bükreş şubeleri açıldı.


Osmanlı Bankası, 1863-1914 yılları arasında çeşitli şekil ve miktarlarda banknot ihraç etti. Bu imtiyazın iki istisnası halk arasında ‘93 Harbi’ olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, savaş masraflarını karşılayabilmek amacıyla devletin ‘kaime’ (ilk kez 1840’ta basılan bir çeşit hazine bonosu) ihraç etmesiydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında da benzer bir durum yaşandı ve Osmanlı Devleti, 1915 yılından itibaren dört yıl boyunca, altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkardı. Bu durum, açıkça bankanın kuruluşu sırasında devletçe bankaya yapılan taahhüdü çiğnemek anlamına geliyordu. Ayrıca Almanya’dan 1914’te 95 milyon, 1915’te 80 milyon mark borç alınmıştı.



İTİBAR-I MİLLİ BANKASI


Osmanlı Bankası’nın gücünü kırmak için İttihatçılar tarafından 1916’da başlatılan ‘iktisadi cihat’ kampanyasında toplanan fonlarla 1917’de Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası (Crédit National Ottoman) kuruldu. Bankanın kuruluşunda İttihatçıların Maliye Nazırı Cavid Bey’in, gazeteci ve mebus Hüseyin Cahid (Yalçın) Bey’in, Bağdat Musevi tüccar Sason Efendi’nin İstanbul tüccarlarından Halepli Abud Efendi’nin ve Selanikli tüccar Tevfik Bey’in büyük katkıları olmuştu. Bankanın kuruluş sermayesi 4 milyon Osmanlı Lirası’ydı ve 400 bin hisseye bölünmüştü. Bu hisselerin sadece Osmanlı tebaası kişiler tarafından alınması şart koşulmuştu. İlk hissedar 200 hisse alan Padişah V. Mehmet Reşat olmuştu. İttihatçıların Tanin gazetesi de bu olayı övgüyle okurlarına anlatmıştı. Ancak hisse senedi satışı beklendiği gibi gitmedi. Elde kalan 100 bin hissenin devlet tarafından alınması için kanun çıkarılmak zorunda kalındı. Ayrıca bankaya gelir getirsin diye verilen Ergani madenlerinin imtiyazının işletme masrafları için Alman bankalarından kredi alınması gibi bir garabet yaşandı. Bunlara, bankanın ilk müdürünün Avusturya-Macaristan uyruklu Victor Veill olması da eklenince ‘iktisadi cihat’ın pek de başarılı olmadığı sonucu çıkarılabilirdi.


Nitekim savaşın da etkisiyle İtibar-ı Milli Bankası bir türlü ‘merkez bankası’ haline getirilemeyince, hem ‘evrak-ı nakdiye’ denilen son banknotlar, hem de Osmanlı Bankası’nın ‘devlet bankası’ niteliği, Türkiye Cumhuriyeti’ne aynen miras kaldı.



CUMHURİYET’İN İLK BANKNOTLARI


1924’te Osmanlı Bankası’nın banknot basma imtiyazı 1935 yılına kadar uzatılmıştı ama 30 Aralık 1925’te 701 Sayılı ‘Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun’la Osmanlı Bankası’nın imtiyazı kaldırılarak geçmişin mirasından kurtulma yolunda ilk adım atıldı. Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda başkanlığında, Ziraat, Osmanlı, İtibar-ı Milli, İş, Akhisar, Tütüncüler ve Akşehir bankalarının birer temsilcisinden oluşan bir komisyon dokuz aylık bir çalışmadan sonra, 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 liralık kupürlerden oluşan Birinci Emisyon Grubu banknotların basılmasına karar verdi. Ülkede henüz banknot matbaası olmadığı için, İngiltere’de, Thomas de la Rue matbaasında 88 bin İngiliz altınına bastırılan bu banknotların üzerindeki metinler Arap harfleriyle Osmanlıca, kupür değerleri ise Latin harfleriyle Fransızca yazılmıştı.


Osmanlı döneminden farklı olarak banknotların üzerinde çeşitli resimler vardı. Birinci Emisyon paraların görsel kalitesi gayet yüksekti çünkü Ali Sami (Boyar) gibi ünlü bir ressam tarafından yapılmıştı. 1, 5 ve 10 liralık banknotlarında Mustafa Kemal’in resmi filigrana gizlenmişti. Ali Sami Bey’e göre 1 liranın ön yüzünde, ‘eski Ankara’yı temsil eden bir dağ motifi’, onun önünde ‘yeni Ankara’yı temsil eden Meclis Binası’ ile ‘milletin efendisi’ köylüyü temsil eden çift süren köylü resmi vardı. Arka yüzde ise eski Maliye Bakanlığı binası bulunuyordu.


5 ve 10 liralıkların ön yüzündeki, Kuva-yı Milliye ordusunun şapkasında kullanılana benzer bir ay-yıldız motifinin içinden atlayan ‘bozkurt’, ‘genç Cumhuriyet’i temsil ediyordu. 5 liranın arka yüzündeki Ankara Bent Deresi Köprüsü’nün resminin niye seçildiği anlaşılmamakla birlikte, 10 liraların arka yüzündeki Ankara Kalesi ve pırıldayan güneş, ‘yeniden doğuşu’ simgeliyordu.


Mustafa Kemal’in portresi 50, 100, 500 ve 1.000 liralık banknotların ön yüzünde karşımıza çıkacaktı. 50 liralığın arka yüzünde Büyük Taarruz’un şerefine Afyon Kalesi, 100 liralığın arkasında, Debbağhane Köprüsü (Taş Köprü) tarafından bir Ankara manzarası bulunurken, 500 liralık banknotun ön yüzünde Mustafa Kemal’le birlikte Sivas’ın Çifte Minareli Medresesi ile arka yüzdeki Sivas görüntüsü, Sivas Kongresi’nin resmi tarih yazımındaki önemine işaret ediyordu. Ama daha manalısı, 1.000 liralık banknotun arka yüzündeki yalçın kayaları yararak geçen Sakarya demiryolu hattı resmi idi. Bilindiği gibi o yıllardaki en önemli modernleşme projesi ‘ülkeyi demirağlarla örmek’ti.


Madeni para basmakta kısıt olmadığı için bu konuda daha önce adım atılabilmişti. Cumhuriyet döneminin ilk madeni paralarının üzerinde Darphane Müdürü Niyazi Asım Bey’in çizdiği sade ama güzel motifler vardı. İlk altın para (226 adet 5 liralık Cumhuriyet altınları) 5 Ekim 1925’de darbedildi.



MERKEZ BANKASI KURULUYOR


1927’de İtibar-ı Milli Bankası’nı bünyesine katan İş Bankası’nın ‘merkez bankası’ rolünü oynaması konusunda, Celal Bayar’la İsmet İnönü arasındaki savaşı, İnönü kazandı ve dünyayı sarsan 1929 Büyük Buhranı’nın etkisiyle, ayrı bir ‘merkez bankası’ kurma çabalarına hız verildi. Alman, İtalyan ve Fransız uzmanlara hazırlatılan raporların ışığında, 11 Haziran 1930'da ‘Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu. (Merkez Bankası’nın özel hissedarları olması yüzünden ‘Cumhuriyet’ terimi sonuna ‘i’ takısını alamamıştı.)


1930’da kurulan Merkez Bankası’nın ilk banknotları 1937’de tedavüle çıkarılan İkinci Emisyon banknotlardı. 50 Kuruş ila 1.000 lira arasında değişen dokuz farklı değerdeki paralarda, 1 Kasım 1928’de yapılan ‘Harf Devrimi’nden dokuz yıl sonra ilk defa Latin alfabesi kullanılmıştı. Ön yüzlerinde Atatürk resmi bulunan banknotlardan sadece 50 kuruşluk Almanya’da, diğerleri ise İngiltere’de bastırılmıştı.

Böylece, 74 yıllık zahmetli sürecin sonunda iktidara sıkı sıkıya bağlı da olsa, bir Merkez Bankası’na kavuşulmuştu ama ‘milli’ banknot matbaasının kuruluşu için 1958 yılına kadar beklemek gerekecekti....



ABDÜLHAMİT’İN HASSA NAZIRI AGOP PAŞA


Konu açılmışken, bir kaç da ilginç Osmanlı iktisatçısından bahsedeyim. Bilindiği gibi, Osmanlı padişahları II. Abdülhamid'e gelene kadar şahsi mülk edinmiyorlar ancak geliri saltanat makamının harcamalarına tahsis edilen arazilerin yanı sıra, hanedan mensuplarının ikametlerine tahsis edilen binaları hayatta oldukları sürece kullanabiliyorlardı. 1839’da Tanzimat'ın ilanıyla sultanlara bu haklarının dışında yıllık 12 bin 500 lira maaş bağlandı. Bu o günün parası ile 12 milyon frank’a denk geliyordu. (Aynı dönemde Rus Çarı yılda 34 milyon, Avusturya-Macaristan İmparatoru ve Alman İmparatoru 19,5 milyon, İtalya Kralı 16 milyon, Britanya Kralı 13,5 milyon frank’a denk ödenek alıyordu.)


Daha şehzadeliği sırasında borsada oynayarak gelirini katlamayı başaran Abdülhamid başa geçtiğinde ilk olarak güvenebileceği bir Hazine-i Hassa Nazırı aramış ve şehzadeliği sırasında Osmanlı Bankası’ndan tanıdığı Agop (veya Hagop) Kazazyan’ı (1833–1891) seçmişti.


1879’da ‘Paşa’ unvanı ile Dolmabahçe Sarayı’nda bir daireye yerleştirilen Agop Kazazyan, kendisine güvenenleri mahcup etmedi ve iki defa da Maliye Nazırı oldu. Üstelik bu dönemlerde Hazine-i Hassa Nazırlığını da bırakmadı. Türkçe, Ermenice, Fransızca, İtalyanca ve Slavca konuşabilen Agop Paşa’nın hızlı yükselişinin ‘hoşgörülü’ (!) Müslüman-Türk kesimde ne gibi hisler uyandırdığı Şair Eşref’in şu dörtlüğünden anlaşılıyor: “Sadrazam yap/Denînin üstüne varsın gelen de bir denî olsun/Sadaret mührü memnu’ ise vermek müsülmana/Yahudi’den usandık, bir zaman da Ermeni olsun”.



AGOP PAŞA’NIN SUÇU


Denî bilindiği gibi ‘alçak’ demek. Peki Agop Paşa, Şair Eşref’in hakaretini hak edecek bir kariyer mi yaptı? Gelin siz karar verin: Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde sık sık memur maaşları ödenemezdi. 1888'de de benzer bir kriz yaşanmıştı. Memurların maaşlarını ödeyebilmek için Avrupa ülkelerine başvurulmuş, Galata sarraflarına bile borçlanılmıştı ama durum hala düzelmemişti. Şeker Bayramı’na birkaç hafta kala, gazetelerde, Maliye Nazırı Mahmud Celaleddin Paşa’nın merhum Ali Paşa’nın yalısını 30 bin liraya satın alma pazarlığı içinde bulunduğuna dair haberler çıkmıştı. Bir yıl önce Girit ihtilafını halletti diye Abdülhamid tarafından mükâfat olarak Maliye Nazırı yapılan Paşa haberi tekzip etti, fakat birkaç hafta sonra Levant Herald gazetesinde, Celaleddin Paşa’nın bayramdan önce Galata sarraflarından memur maaşlarını ödemek için kısa vade ile otuz bin lira borç aldığı, vade geldiği halde borç ödenmediği için sarrafları temsilen Unciyan, Şişmanoğlu, Eseyan, Yeni Dünya adlı kişilerin Babıali'ye başvurarak paralarını istedikleri yolunda bir haber çıktı.


Celaleddin Paşa’nın sarraflardan ‘memur maaşlarını ödemek için’ aldığını iddia ettiği borç ile almaya çalıştığı iddia edilen yalının fiyatının 30 bin lira olması çok şüphe çekiciydi. Sonuçta, padişahın konuyu araştırmak için bir komisyon kurdurdu. Komisyon Celaleddin Paşa’yı azletti, yerine Agop Paşa tayin edildi. Birkaç ay sonra gazeteler Eylül maaşlarının verileceğini bildiriyor, işleri düzelten Agop Paşa’nın çalışmalarını övüyorlardı. Yani Şair Eşref’in ettiği hakaret büyük bir haksızlıktı.



KIR ATIN PAŞA’YA ETTİĞİ


Agop Paşa, devletin kredi ilişkilerinde o zamana kadar tek kaynak olan Osmanlı Bankası'na alternatif olarak Kredi Liyone Bankası'nı (Banque Crédit Lyonnais) devreye sokan kişiydi. Ancak bu nedenle de Osmanlı Bankası'nın hışmına uğrayıp Maliye Nazırlığından uzaklaştırılacaktı.


Agop Paşa’nın ölümü ise Abdülhamid'in 1891’de kendisine hediye ettiği kır at yüzünden oldu. Yeniköy’de yaşlı annesiyle yaşayan Agop Paşa atıyla gezerken, çalıların arasından fırlayan bir kediden ürken at gemi azıya almış, Paşa’yı Kalender Kasrı'nın duvarına çarparak yere yuvarlamıştı. Ölümünden sonra Abdülhamit şöyle demişti: "Büyük bir servet yapabildiysem bu Agop Paşa'nın dirayeti sayesinde olmuştur. Mülkümü gayet iyi idare etmiş, yılda 500 bin altın gelir getirecek hale koymuştur. Özel kişilere ve vakıflara ait olmayan araziyi Sultan malı ilan etmek fevkalade bir fikirdi…”



İLK OSMANLI LİBERALLERİ


Bu coğrafyada modern anlamda iktisat ile ilgilenmiş ilk Osmanlılar da Ermeni asıllı aydınlardır. Örneğin Nigoghayos Zorayan’ın 1849 yılında İstanbul'da, Mühendisyan Matbaası’nda basılan "Kaghakagan Dindesutyan Vra Deghegutyunner" [Ekonomi politik hakkında malumatlar] kitabı, bu alanda bir ilk olarak kabul edilir. Zorayan, devrin Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa'nın şahsi sarrafı ve Gümrük Emini Mıgırdıç Cezayirliyan'ın muhasebeciliğini yapıyordu. Bu ilişkileri sayesinde Cezarlıyan’ın Hasköy’de kurduğu okulun başına geçirilmiş, kitaplarını eğitim dünyasına tanıtma fırsatı bulmuştu.


Bu konudaki bir başka öncü eser, Bab-i Ali Tercüme Odası Reisi Sahak Abro[yan]'ın (Osmanlı kaynaklarında Sehak Ebru olarak geçer) 1852’de İstanbul’da yayımlanan, yarı tercüme yarı telif eseri İlm-i Tedbir-i Menzil adlı kitabıydı.



MİKAEL PORTUKAL PAŞA


Ama ilk Osmanlı liberalleri denince akla, Mikael Portukal Paşa (1842-1897) ile Sakızlı Ohannes Paşa (1836-1912) gelir. (Liberalizmin ve Ermeniliğin bugün adeta küfür sayıldığını düşününce, acaba bu hikayeyi hiç anlatmasaydım diye düşünmüyor değilim.)


1860’lardan itibaren Mülkiye Mektebi’nde maliye dersleri veren Mikael Portukal Paşa, 1888’de Celaleddin Paşa’nın başını yiyen mali skandal sırasında Nazırlıkta Nezaret Müsteşarı idi. Celadettin Paşa’nın yerini Agop Paşa alırken, Portukal Paşa da görevinden olmuştu. Ancak işsiz kalmadı, II. Abdülhamid şahsi servetinin idaresini Paşa’ya teslim etti. Maden ve petrol işletme imtiyazlarını Abdülhamid'in şahsi mal varlığı haline getiren Mikail Portukal Paşa’ydı.



SAKIZLI OHANNES PAŞA


Mikail Portakal Paşa1897’de öldüğünde, Abdülhamid’in Hazine-i Hassa Nazırlığı görevini Sakızlı Ohannes Paşa devraldı. Ohannes Paşa, 1860’lardan beri Maliye Mektebi'nde kısaca ‘İlm-i Servet’ diye anılan iktisat derslerini veren çok yönlü bir fikir adamıydı. O yıllarda Mekteb-i Mülkiye’de öğrenci olan Ahmet İhsan bu iki paşanın önemini şöyle anlatır: "Dünyada hayatın ancak iktisat üzerine kurul¬muş olduğunu, milletlerle memleketler kuvvetinin her şeyden ziyade mâlî teşkilat ve sa'yden (emek) çıkaca¬ğını Mülkiye mezunlarına hep bu hocalar telkin etmişti. Sarıklı hocalardan ve evlerimizdeki atala¬rımızdan dinlediğimiz batıl itikatları, yani fena surette tefsir edilmiş olan ‘kısmet’, ‘kanaat’ ve ‘fânî dünya’ akidelerinin boşluğunu, garpte i'tilâ etmiş (Batı’da ortaya çıkmış) olan ilmî ve fennî görüşler sayesinde tetkik ve hallolunması lazım gelen meseleleri; kurûn-ı vustâ (Ortaçağ) kafasıyla düşünmekteki tehlikeleri bu iki ho¬cadan öğrenmiştim. Hülasa bütün Mekteb-i Mülkiye'de okuyanlar başka türlü yetişiyordu. Babala¬rımızın görüş ve kanaatlerinin zıddına mefkûreler alıyorduk.”


Liberal düşünceleri ile Jön Türk hareketini derinden etkilemiş olan Sakızlı Ohannes Paşa’nın 1881 tarihli Mebad-i İlmi Serveti Milel adlı ders kitabı, Osmanlı Devleti’nde yayınlanan ilk klasik iktisat kitabı sayılır. Kitabın adı, İskoç iktisatçı Adam Smith’in ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı kitabının hemen hemen aynıdır. Ohannes Paşa’nın imparatorluğun kalkınması için serbest rekabeti gerekli gördüğü, himayecilik, devletçilik ve tekelciliğe, narha (devletin fiyatları belirlemesine) karşı olduğu görülür.


Devletin ulaşım hizmetlerini, özellikle demiryolu ve demiryolu alanındaki yapım ve işletme faaliyetlerini bütünüyle özel şirketlere bırakılması gerektiğini belirten Ohannes Paşa, serbest ticaretin temeli olan mülkiyet hakkı üzerinde durmuş, bireysel çıkarlarla, toplumun genel çıkarları arasındaki uyumun serbest ticaret ve rekabet sayesinde adeta kendiliğinden sağlanacağını vurgulamıştır. Paşa’nın, o dönemde Avrupa’da tartışılmakta olan sosyalizmi eleştirdiği ve insan doğasına aykırı bulduğu görülür. Ohannes Paşa’yla başlayan liberalizm düşüncesinin izleyicileri Münif Paşa, Cavit Bey, Prens Sabahattin, Ahmet Ağaoğlu gibi isimler olacaktır. (Doğan Avcıoğlu’na göre Cumhuriyet döneminin başbakanlarından ve 1930’da kurulan Serbest Fırka’nın genel başkanı Fethi Okyar da bu ekoldendir.)


Bu arada, Sakızlı Ohannes Paşa’nın Mekteb-i Fünun-ı Nefise-i Şahane’de estetik üzerine verdiği ders notlarını bir araya getirerek yayınladığı Fünun-u Nefise Tarih-i Medhali (Güzel Sanatlar Tarihine Giriş) adlı eserin Osmanlı’da ‘estetik düşünce’ tarihinin ilk kitabı sayıldığını, idare usulü derslerine ilişkin ulaşılabilen ilk kaynağın da yine 1884 yılında Mektebi Mülkiye dördüncü sınıf öğrencileri için hazırladığı ders notları olduğunu belirtelim. Ekim 1908’e kadar Hazine-i Hassa Nazırlığı’nı yürüten Ohannes Paşa, bu tarihte kendi rızası ile emekliliğe ayrılmış, bütün zamanını filoloji ve sözlük çalışmalarına hasretmiştir.


Ohannes Paşa ve Portukal Paşa, İstanbul-Şişli’deki Ermeni Katolik Mezarlığı’nda yatmaktadır. Liberalizm ise, başına ‘neo’ eki almış haliyle Türkiye’de pek çok kişinin nefretini toplamaya devam ediyor...



Özet Kaynakça

Zafer Toprak, İttihad-Terakki ve Cihan Harbi Savaş Ekonomisi ve Türkiye’de Devletçilik, 1914-1918, Homer Kitabevi, 2003; Kaya Bayraktar, “Osmanlı Bankasının Kuruluşu”, Cumhuriyet Üniversitesi,. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2002; İlhan Tekeli, Selim İlkin, Para ve Kredi Sisteminin Oluşumunda Bir Aşama: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, T.C. Merkez Bankası Yayınları, 1997; Tanju Demir, “Cumhuriyet Dönemi Paralarında Siyaset ve İdeoloji”, 75 yılda Para’nın Serüveni, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998, s 11-28; Arzu Tozduman Terzi, “Osmanlı Maliyesinde Söz Sahibi Üç Ermeni Nazır: Agop, Mikail ve Ohannes Paşalar”, 23-24 Nisan 2002 Uluslararası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu’na sunulan bildiri; Tevfik Çavdar, Türkiye’de Liberalizm (1860-1990), İmge Yayınları, 1992. Edhem Eldem, Osmanlı Bankası Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999


Yazarın Diğer Yazıları

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU