Devlet kerhanelerden elini çekmeli mi?

01.02.2013
resim

Biliyorum gündem oldukça ağır. CHP’sinden ‘Şanghay Beşlisi’ne kadar yazmaya ve okumaya doyum olmayan konuların içinde kaybolup gitmişken devletin Türk kerhanelerindeki rolünü tartışmak abesle iştigal sayılabilir! Ancak emin olun, konuştuğumuz pek çok siyasi konudan daha ilginç ve daha önemli bir tartışma ile karşı karşıyayız. Bu öyle bir tartışma ki içinde kadın özgürlüğünden liberalleşmeye, özelleştirmelerden fuhuşa, töreden cinsel eğitime kadar ne ararsanız var.


Türkiye gibi cinselliğin bir tabu olup (hâlâ) kırsal kesimde ilk deneyimin çeşitli hayvanlarla denendiği bir ülkede kuşkusuz genelevlere kerhane, kerhanelere de ‘mektep’ denmesinin ayrı bir sebebi var. Belki şimdiki şehirli kuşaklar yerini sorsanız bilmiyor ama bundan bir-iki kuşak öncesine kadar kerhane kültürü Türk erkeğinin cinsel hayatında apayrı bir yere sahipti. 81 ilde 56 genelevde (devlet dilinde kerhane kullanılmıyor, kibarca genelev deniliyor) 3000 kadının çalıştığını düşünürsek hâlâ ilginin ne kadar yüksek olduğunu görebiliyoruz.


Bu genelevlerde devlet koruması altında kadınlar fuhuş amaçlı çalıştırılıyor, çalışan kadınlar akrabaları tarafından vurulmasın ya da içeride bir olay çıkmasın diye devletin polisi bu mahallelerin kapısında nöbet bekliyor. Bu kadar da değil, burada çalışan kadınlara vesika veriliyor, vergilerini veriyorlar, düzenli sağlık kontrolleri yaptırılıyor. Ayrıca bu kadınlar sigortalı olarak çalıştıkları için en azından bazı sosyal haklara sahip oluyorlar.


İşte bu genelevlerin kapatılması için AK Parti Milletvekili Nurettin Nebati’nin bir teklif verdiği Habertürk gazetesi tarafından iddia edildi. Dün kendisiyle görüştüğümüz Nurettin Nebati, böyle bir teklif vermediğini, durumun abartıldığını söyleyip telefonu arkadaşımızın suratına kapadığına göre anlaşılan kendisine yönelik bu tepkilerden ya da adının bu konuyla anılmasından oldukça rahatsız. Belki de AK Parti grubundan da bu evlerin gerekliliği yönünde bir karar çıktığının yine Habertürk tarafından iddia edilmesinin de payı vardır. Bu haber doğru ya da yanlış, aslında çok önemli değil, önemli olan, son yıllarda Türkiye’nin konuşulmayan, tartışılmayan bir tabusunun gündemde tekrar tartışılıyor olması.


Aslında bu yasa fiili olarak gündeme gelmese de en son Karaköy Zürafa Sokak’ta eylem yapan ‘çalışan’ kadınlar defakto olarak evlerin kapatıldığı ya da ağır para cezaları uygulandığını söylüyorlardı. Hepsi ‘sokağa düşmekten’ korkuyor, devlet güvencesinin devam etmesini istiyorlardı.


Genelevlerin kapatılması fuhuşu bitirir mi? Hiç sanmam. Peki, devlet (halk ağzı ile söylersek) kerhanelerden elini çekmeli mi? Bakın bundan da emin değilim. Tek emin olduğum, hiç utanmadan tartışmamız gereken bir konu ile karşı karşıya olduğumuz gerçeği.


Türkiye hakkında acı tatlı gerçekler




Türkiye’den dışarıya baktığınız zaman buralar nasıl gözüküyor bilmiyorum ama dışarıdan baktığınızda çoğu zaman iyisiyle kötüsüyle haberler görüyorsunuz. Sadece bir günde Türkiye ile ilgili tanık olduğum birkaç ‘şeyi’ sizinle paylaşmak istiyorum.


Önceki akşam İngiltere’nin en ünlü haber programlarından biri olan BBC’de yayımlanan Newsnight programında THY yerlere göklere konmuyordu. Türkiye’deki ekonomik gelişmişliğin altı çizilip yolcu sayısının son 10 yılda nasıl 10 milyondan 42 milyona çıktığı anlatılıyordu. Prime-Time kuşağında THY yemeklerinin öve öve bitirilemediği programı izlerken, Temel Kotil’in söyleşisini görürken, Mustafa Sani Şener’in sözlerini dinlerken “Gel de gururlanma” diyordunuz!


Dün Aslı Aydıntaşbaş’ın Milliyet’te yazdığı Washington izlenimlerinden anladığımız kadarıyla ABD’den baktığınızda Türkiye otokratikleşen bir ülke görünümündeydi. Gelin görün ki ABD için Suudi Arabistan’daki insan hakları ihlalleri ne kadar önemliyse Türkiye’dekiler de o kadar önemliydi. Adamların umursamazlığını okuyunca ‘ölmüşüz haberimiz yok’ diyordunuz.


İngiltere’de yakın zamanda vizyona giren, benim dün gece seyretme şansı yakaladığım Pusher adlı bir filmde Türk mafyasına da yer verilmişti. Londra’da yaşayan mafya lideri tıpkı Asil Nadir’e benzetilmişti. Saçları Asil Nadir gibi geriye taranmış, şık ceketi mendille taçlandırılmıştı. Filmi izlerken bir yandan İngiliz aktörün ana avrat küfredemeyişine gülüyor, diğer yandan da ‘bu kadar da olmaz’ diyordunuz.

Fransız Le Monde gazetesi önceki gün yayımladığı 2013 basın özgürlüğü karnesinde Türkiye’yi kırmızı ülkeler arasında gösteriyordu. Bunun ‘zor süreç içindeki’ ülke anlamına geldiğini gördüğünüzde “Bu kadar düştük mü yahu” diye hayıflanıyordunuz.


Yazarın Diğer Yazıları

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU