Milletvekiline toplu saldırı

21.09.2006
Gündemden hiç düşmeyen şiddet bize özgü bir olgu değil. İnsanın yeni bir meselesi de değil. On yıl kadar önce İspanya'da düzenlenen bir sempozyumu hatırlıyorum. Konusu, «Şiddet ve saldırganlığın kaynakları»ydı. 68'liler neslinin ünlü «Savaşma, seviş!» çağrısından otuz yıl sonra, şiddet, bir mesele olarak yeniden ele alınıyordu.
Prof.İbrahim Balcıoğlu'nun «Şiddet ve Toplum» adlı kitabı yayımlanalı çok oldu. Leyla Tavşanoğlu'nun onunla konuşmasını Cumhuriyet'te okumuştum. Başlığı, «Türkiye şiddet toplumu olmaya aday» idi.
Hürriyet, CNN Türk, Çağdaş Eğitim Vakfı ve İstanbul Valiliği'nin ortak girişimi olan «Aile İçi Şiddete Son» kampanyası yanılmıyorsam 2004'te başlatıldı.
«Aile içi şiddet, dünyamızdaki en yaygın insan hakları ihlalidir» özdeyişi bile, acı gerçeğin eksik bir ifadesidir. Şiddetle yüz yüze gelmediğimiz bir yer var mı?
Şimdi yazarken bir an durdum. CNN Türk haberlerinde UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, «Sporda Şiddet ve Ayrımcılıkla Mücadele» konulu panelden çıkmış, bir suale, gene sualle cevap veriyordu:
– Günümüzde şiddet, militarizm, yabancı düşmanlığı ve savaş çağrıları içeren yayınlardan körpe beyinleri nasıl uzak tutacağımızın planı, programı var mı?
Terör, bütün dünyaya yayılmış örgütlü şiddetin yeni adı. Kurumlaşmış şiddet demek olan savaş, burnumuzun dibinde devam ediyor.
Bugün Beyoğlu Adliyesi'nde başlayacak Elif Şafak davasında şiddet, Kerinçsiz taifesinin cansiperane gayretleriyle bir kere daha sahnelenecek. Tarih Vakfı sergisinin talan edilmesi, Ermeni Meselesi Konferansı'nın tehdide maruz kalması, yazarların yargılandığı daha önceki duruşmaların basılması gibi...
Beklenmedik hadise değil, «ahvali adiye» den...; mutat tedbirler belki biraz daha çoğuyla alındı.
Şiddetin örneklerini bir bir saymaya kalksak, köşeler, sayfalar değil, buna gazeteler bile yetmez. Ama son bir hadise var, salı günü Ordu'nun Gürgentepe İlçesi'nde yaşandı. Kısaca onu söyleyeyim.
«Linç» kelimesini son günlerde sıkça kullanır olduk ya! Adı geçen ilçedeki Altın Bal Festivali'ne katılmak üzere orada bulunan AKP Ordu Milletvekili ve Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa'yı üzerine saldıranların elinden jandarma, kaçırarak kurtardı.
Türkiye'yi tehdit eden tehlikeler bareminde şiddeti, en üst basamağa çıkarmanın zamanıdır. Geçikmiş olmamızdan endişe de edilebilir.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Kemal Kırar)

  • Engin Ardıç, Türk Dil Kurumu'nu tanımadığı için, cambaz değil, canbaz imlasıyla yazarmış (Akşam, 18 eylül). İmla kılavuzlarına baksa, kelimelerin rüzgâr ve pantolon diye yazıldığını da görecek.
    – Sözlüklerin, kılavuzların eski ve yeni baskıları karşılaştırılınca, benzeştikleri de görülüyor.
    Kabul gören imlanın pantolon olduğunu burada defalarca yazdım. Cambaz konusunda da sizin gibi düşünüyorum. Ardından «b» sesi gelince bizim «n» sesini «m» olarak telaffuz ettiğimiz söyleniyor. Nitekim anbar'ı ambar, anber'i amber diye söylüyor ve yazıyoruz. Soran olursa, «Buna galat-ı meşhur denir» diyoruz.
    «Papa hata işlemez» inancı
    Murat Belge, Papa'nınkini masum bir konuşmaya benzetemediğini belirttikten sonra, «Ona cevap verilecekse, diyordu, bu cevabın ilkel olmaması ve Papa'yı haklı çıkarmaması da önemlidir.» (Radikal, 17 Eylül).
    Ee, Mehmet Ali Ağca'nın Papa'dan, «Medeniyetler çatışmasını körüklememesini» istediğini bir yerlerde okumuş.
    «Olağandışı özelliklerine rağmen, diye devam ediyordu; dünyanın en ciddî devlet geleneğine ve diplomatik incelikler birikimine sahip Vatikan'ın başındaki adamın bu cevaplardaki ilkellikle bağdaşmayacak bir sofistikasyon düzeyinde olduğunu tahmin ediyorum.»
    Bu konuda ne diyeceğini merak ettiğim biri de Devlet Bakanı Prof.Mehmet Aydın'dı. (Bugün, 20 Eylül).
    Aydın, Ankara'daki Vatikan Büyükelçisi'nin bağlı olduğu devletin başında Papa'nın bulunduğunu hatırlattıktan sonra;
    – «Devlet Başkanı din konusunda da konuşsa, sözlerinin siyasî boyutu vardır, diyor. Siyasîlerin onu eleştirmesinden daha doğal bir şey olamaz.»
    Bir dediği de şu:
    – «Tüm İslam dünyasında tepkilere neden olan bir açıklama yaptı. Özür dahi dilemiyor, dileyemiyor. Çünkü Hıristiyan dünyasında Papa'nın kusursuz olduğu ve hata yapmayacağı inancı hâkimdir. Sadece üzgünüm, diyebiliyor.»
    Sınav Derdi
  • Dr.Cemil Binarbaşı, 10 eylül günü TUS'a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girmiş. «Doktorum diyorum, ama ne bir diplomam var, ne bir iş imkânım» dediğine göre, önce bu sınavdan geçmesi gerekiyor. Sorulan suallerden üçüne itiraz etmiş. Bir cevap alamamış. Şikâyetini ÖSYM'ye de bildirmiş.
    Şikâyeti 35., 51. ve 71. suallerden. Başvurusunun bir suretini de bana göndermiş. Okusanız, benim gibi siz de bir şey anlamayacaksınız. (Zaten buna yetecek yerim de yok.)
    Buna rağmen ben okudum.
    Doğru cevaplar hakkında, yayın (kitap, dergi) adları ve adresleri de vermiş mektubunda. 51'inci sual hakkında mesela, beş ayrı kaynak bildirmiş, ayrıntılarıyla.
    Cevap alamamaktan korkuyor. Bana yazmasının sebebi de bu. Dilerim bu köşenin ona bir faydası dokunur.

  • Yazarın Diğer Yazıları

    BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU