21. Yüzyıl'da "yerindelik" ve "birliktelik" ekseninde kent yönetimi  

ALPER TAŞDELEN (*)
10/02/2016

Bugünün siyasetinin ayırt edici özelliği giderek daha fazla yerelleşen, yerelde artan talepleri karşılayan bir niteliğe sahip olmasıdır. Dünya siyaseti artık yerelden başlayan başarılarla yeni aktörlere ve yönetsel deneyimlere dayanmakta ve bu çerçevede bir dönüşüm geçirmektedir. Bu dönüşümün dinamiği yerel yönetimleri kendi içinde de bir değişime zorlamaktadır. Çünkü merkezi yönetimlerin değişen yapıları, halkın yerel düzeyde farklılaşan istekleri, canlı ve yaşayan bir kent hayatı gerçeği söz konusu olduğunda gelenekselleşmiş yerel yönetim anlayışlarının yetersiz kaldığı açıkça görülmektedir. Bu yüzden 21.yüzyılda kent yönetiminin nasıl olması gerektiğini tartışmaya açmak, katılımcılık ve çoğulculuk kavramları etrafında düşünmeyi gerekli kılmaktadır. Yerel düzeyde, katılımcılık ve çoğulculuk kavramlarından beslenmeyen bir demokrasi anlayışının inşa edilebilmesi mümkün değildir. Katılımcılık, geleneksel anlamdaki yönetim anlayışının tersine halkın kendisine en yakın olan yerel yönetim birimlerinin kararlarına katılabilmesi, politika üretebilmesi, kısacası kendi yaşam alanı üzerinde yerel yönetim birimleriyle karşılıklı etkileşim içinde söz sahibi olabilmesi anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, katılım odaklı bir yönetim anlayışı hem yerel yönetimleri halka yaklaştıracak, hem de yurttaşların kent yönetimindeki edilgenliği önündeki engelleri ortadan kaldıracaktır. Kent mekanının kullanıcılarının, yani kent sakinlerinin yaşadıkları çevre ile ilgili kararlar alma ve bunların hayata geçirilmesinde söz sahibi olmaları yerel yönetimlerde demokratikleşme eğiliminin doğal bir sonucudur.

Çoğulculuk ise yerel yönetimlere hem ulusal düzeyde hem de yerel düzeyde önemli katkılar sağlayacak bir ilkedir. Ancak bu noktada çoğulculuğun tek taraflı bir kavram olmadığının üzerinde durulmalıdır. Çoğulculuk anlayışında, yerel yönetimler halkla merkezi yönetim arasında bir köprü görevi görmeli, her gruptan yurttaşın taleplerinin eşit şekilde değerlendirilmesi gerekliliğini yerine getirmelidir. Eğer ihtiyacımız olan demokratik bir yönetim şeklinden bahsediliyorsa, bunun merkezi yönetimin katı vesayet ilişkilerinden sıyrılmış bir yönetim ilişkisi olduğu göz ardı edilmemelidir. Çoğulculuk kavramı bu nedenle altı özellikle çizilmesi gereken bir noktada durmaktadır. Yerel yönetimlerin yurttaşlarıyla birlikte karar alması için çoğulculuk ilkesinin hayata geçirilmesi oldukça önemlidir.

İKİ VAZGEÇİLMEZ İLKE

Modern bir kenti yönetip, çağın ihtiyaçlarına cevap vermek ve en önemlisi demokrasi ilkesini hayata geçirmek için elimizde bulunan harita katılımcılık ve çoğulluk ilkelerini göstermektedir. Bu iki ilke hayati olmakla birlikte, kenti kurmak ve yaşatmak açısından yeterli değildir. Kent yönetimi sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bir bütün halinde değerlendirildiğinde bütün kararların tek bir elden alınması olası görünmemektedir. Yerel yönetimlerin merkezi idarenin birer uzantıları olarak görülmemeleri, ancak demokratik değerleri içeren bir anlayışla hareket edebilmeleriyle mümkün olabilecektir. Yerel yönetimlerin sadece merkezi hükümetin ya da partilerin birer uzantısı olarak görülmeleri güçlü bir yerel demokrasinin oluşmasına engel teşkil etmektedir. Bu anlayışı kırmak, yerel yönetimlerin farklı ve bağımsız demokratik birimler olduğunu görmek daha güçlü bir demokrasinin önkoşuludur. İster mahalli düzeyde ister daha büyük ölçekte olsun halkın yerel yönetimlere yaptığı katkının oranı çok önemlidir. Bu nedenle yerel yönetimler politikalarını kurarken verimli katılım yollarına gitmesi ön koşuldur. Bir kenti yönetmek ancak yerel demokrasiyi hayata geçirip devletin ve sivil toplumun ortak çabasını kurmakla mümkündür. Bu şekilde en temel düzeyde gerçekleşecek olan demokrasi devletin de demokratikleşmesini sağlayacaktır.

ÇANKAYA'DA PROJE DEMOKRASİSİ

Çankaya’da göreve geldikten hemen sonra 'Yeni Nesil Belediyecilik' anlayışını yaşama geçireceğimizi ve katılımı esas alan bir politika izleyeceğimizi ifade etmiştik. Geçen süre zarfında yaptığımız her çalışma öncesi o çalışmadan etkilenecek paydaşların görüş ve düşüncelerine başvuruyor ve çalışmamızı o çerçevede gerçekleştiriyoruz. Çiğdem Mahallesi’nde yaptığımız referandumla mahallede oturan yurttaşların kararıyla yeni bir tesis yapmaya karar verdik. Yaşar Kemal Parkı’nın projesini parkın çevresinde oturan yurttaşlarımızla birlikte çizdik. Proje Demokrasisi; projeden etkilenecek kent sakinlerinin katılımı ile alınan kararları tanımlamaktadır. Biz bu uygulamayı bütün karar alma süreçlerinde işletiyoruz. Yaşar Kemal Parkı’nı böyle yaptık. Yine Çiğdem Mahallesi’nde yaptığımız kütüphaneye halkımızla birlikte değerli aydınımız Oğuz Tansel’in adını verdik. 

Bundan ayrı olarak; okullarımızın yöneticileri, öğrencileri ve velilerimizle yaptığımız görüşmelerden sonra 80 okulumuzu istenildiği gibi yeniledik. Bütün muhtarlarımızı toplayarak beklentilerini sorduk ve bu çerçevede tüm muhtarlık binalarını yeniden yapmaya başladık. 124 muhtarlığıyla Türkiye’nin en büyük ilçesi olan Çankaya’da 26 muhtarlık binasını yeniden yaptık ve 27 muhtarlık binasının tadilatını yaptık. Bu yıl hepsini tamamlamış olacağız. Taksi esnafı ve örgütleriyle bir araya geldik ve yaşam alanları olan taksi duraklarını yeniden yapmaya başladık. 15 Taksi durağını yeniden inşa ettik ve bu yıl geri kalanları da bitireceğiz. Üniversitelerle, öğrenci konseyleriyle, sendikalar ve sivil toplum örgütleriyle, hemşeri dernekleriyle her alandan işbirliği yapıyor, ortak etkinlikler gerçekleştiriyor kısacası belediyeyi birlikte yönetiyoruz.

Günümüzde sıklıkla vurgu yapılan “yerindelik” ilkesine ek olarak biz Çankaya’da “birliktelik” ilkesini de yaşama geçirdik.

Türkiye’nin bütün demokratik standartlarda gerilediği bir dönemde biz her türlü demokratik ilkeyi, anlayışı ve gerekliliği yaşama geçiriyoruz. Önümüzdeki süreçte Çankaya’yı halkımızla birlikte yenilemeyi, kentsel dönüşümü kent halkıyla birlikte ve yerinde yapmayı sürdüreceğiz.

*Çankaya Belediye Başkanı   

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU