Yol-yöntem

ÖNDER İNCE
17/03/2016

Yol ve yöntem bir ülkenin gidişatını, bir partinin politikasını, bir hareketin eylemlerini belirler. Kendini ifade için tercih edilen yol ve yöntem o ülkenin, partinin ve hareketin bir bütün halinde görüntüsü olur.

Herşey devlet için

Bu topraklar onlarca medeniyete ev sahipliği yapmakla övünüyor. Tarih bu topraklarda yazılmıştı. Medeniyet bu topraklar üzerinde şekillenmişti. Ama eksik ve yarım kalarak… Zira, bu topraklar üzerindeki halklar, son 200 yılda dünyada yaşanan değişim ve dönüşümden uzak kaldı.  Kendi gelişim sürecini tamamlamadı. Reformunu yapamadı, rönesansını gerçekleştiremedi, sanayi devrimi gibi süreçten geçemedi.  Burada yaşayan kişi, “birey” olamadı. Ne kendi hakkını, hukukunu savundu ne de kendi sorumluluklarının farkına vardı. Halk “dipten gelen dalga” ile, mücadele ederek ve sonrasında “masaya oturarak” hiçbir hak elde edemedi. Tarihe geçmiş hiçbir kazancı ol(a)amadı. Devlet(ler) ise halkın bu hal-i pürmealini kendi varlığını korumak için kullandı. Herşey, herkes devletin bekaası içindi. Birey değil, devletti önemi olan. Yaşatılması gereken halk-vatandaş değil, ulu devlet oldu.. Hal böyle olunca da devletin her eylemi tartışmasız doğru ve haklı kılındı. Tarihten gelen mirasla, söz,dialog, müzakere bu topraklara uğramadı. Hiç ama hiçbir sorun için bu yol ve yöntem denenmedi. Devlet ya yenecek ya da yenilecekti. Ya “verecek” ya da “alacaktı”. Anlaşma, uzlaşı? Hak getire! 

Yeni bir yol: Çözüm!

Türkiye 21 Mart 2013’te başlayan, adı değişe değişe “Çözüm Süreci” olarak kalan iki yıl yaşadı. Bu süreç yeni ve farklıydı. İlk kez bir parti, cumhuriyetle eşit bir sorunu çözmek için yeni bir “yol”u denedi, gelenekselleşmiş “yöntemin” dışına çıktı; dialog ve masa devreye girdi. Ülkenin bahar havasının yaşadığı, ölümlerin yaşanmadığı 2 yılın sonunda ne yazık ki yeniden “eski”, “alışıldık” yol ve yönteme döndü. Devlet ve partisi bildiğinden şaşmayaya karar verdi. “Hareketin” alışıldık, eski “yol” ve “yöntemi” de bu gidişatı kolaylaştırdı. Örneğin, kent içindeki hendekler bu eski yolun bir parçası oldu. Peki devlet ve partisi hendekleri kaldırmak için yeni yol ve yöntemi kullanmış olsaydı ne olurdu acaba? Sur’da mesela, 103 boyunca hendeklerin kaldırılması için, asker, polis, özel tim, bordo bereliler, tank, top, helikopter vs kullanmak yerine, meclisteki parti temsilcileri ve kentin ileri gelenlerinde bir heyetle 103 gün boyunca ikna yolunu seçmiş olsaydı acaba ne olurdu? O hendekle dialog ve müzakere ile kaldırılamaz mıydı? Bilmiyoruz, zira bu yol ve yöntem denenmedi. Bildiğimiz tek şey ise, genç yaşlı, kadın erkek, resmi sivil, doğuda ve batıda bu kadar insan ölmeyecekti. Değer miydi?

Birbirine benzemek!

Benzer yol ve yöntem “hareket” için de geçerliydi. Pkk,( Rıdvan Akar’ın tespitiyle),  8 Haziran 2015’te yani seçimlerden ertesi günü, yani HDP’nin sandıktan  “zaferle” çıktığı günün sabahında “güçlerini” tamamen Türkiye dışına çıkartıp, Türkiye’ye karşı bir daha silah kullanmayacağını söylemiş olsaydı ne olurdu? Bilmiyoruz! Ama bildiğimiz tek şey, yeni bir “yol” ve “yöntem” tercih edecekti. Ezberleri bozacak ve belki de “hesaplar” alt üst olacaktı. Hendek kazmak yerine, daha “akıllıca” ve daha “anlaşılır” bir yol seçecek, bunca kişi ölmeyecek, bu kadar büyük tahribata neden olmayacaktı. Değer miydi?

Hepimiz büyük bir karanlığın içinde yürümeye çabalıyoruz. Geçtiğimiz her yerde çığlık sesleri yükseliyor. Biraz uzak, biraz yakın. Yakınlaştıkça korkularımız artıyor, zifiri karanlık oluyor ortam. Dehşete düşüyoruz. Ya bodrum katında yakılıyor, ya cadde ortasında patlatılıyoruz. Bedenlerimiz, ruhlarımız paramparça. Yaşadığımız bu toprakların da bize dönüşmemesi için biran evvel yeni bir yol ve yöntem belirlemeliyiz. Önce biz, sivil halk, sade vatandaş! Bilmeliyiz ki bizi bu zifiri karanlıktan anca kendimiz çıkarabiliriz. Ihtiyacımız olan ışığı biz yakabiliriz. Belli ki devletin, partisinin ve harekatlerin böyle bir gündemleri yok. iş başa düşüyor.  Eski hal muhal; ya yeni hal ya izmihlal!

 

BUNU OKUYAN BUNLARI DA OKUDU